fbpx

AB Türkiye’nin Yerelleştirme Politikasını DTÖ’ye Taşıdı


2 Nisan 2019′da, Avrupa Birliği (AB), Türkiye’nin ilaç ürünlerinin üretimi, ithalatı ve pazarlanması ile ilgili aldığı tedbirler konusunda uluslararası anlaşmaları ihlal ettiğini iddiasıyla Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) danışma talebinde bulundu.

Uyuşmazlığın Arka Planı

Türkiye eski Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Sağlık Sektörüne Yönelik Yapısal Dönüşüm Programı Eylem Planı’nın 7 Kasım 2014 tarihinde açıklanmasından sonra, Türkiye, Türkiye’de satılan ilaçların önemli bir bölümünün üretiminin yerelleştirilmesine yönelik tedbirler almaya başladı. 10 Aralık 2015 tarihinde, 64. Hükümet, yerel olarak üretilen tıbbi malzeme ve tıbbi cihazların öncelikledirilmesi için önlemler alınacağını belirten bir madde içeren 2016 Yılı Eylem Planı’nı (64. Hükümet Eylem Planı) açıkladı. 2016 Yılı Eylem Planı’nda yer alan “Tedavinin sağlanmasında gerekli güvence alınmak kaydıyla, geri ödeme listesinden çıkarılacak ithal ürünler belirlenecektir.” ifadesi, ithal ürünün yerel olarak üretilen bir eşdeğerinin geri ödeme listesinde bulunması durumunda, ithal ürünün geri ödeme listesinden çıkarılmasını işaret etmektedir.

Yürürlüğe konan bu politika, yabancı üreticilerin belirli ilaçların üretimini Türkiye’de yerelleştirmeyi taahhüt etmesini gerektirmektedir. Bu tür taahhütler verilmezse, Türkiye’de ilaç alımlarının büyük çoğunluğunu gerçekleştiren Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) söz konusu bu ilaçların geri ödeme listelerinden çıkartılacağı düzenlenmiştir. Yerelleştirme zorunluluğunun süresi belirlenmemiş olmakla birlikte, kapsamı belirli aralıklarla uyarlanmakta, değiştirilmekte, güncellenmekte veya genişletilmektedir. Yerelleştirme süreci, yerelleştirme taahhüdü veren her bir ilaç üreticisi için özel olarak ve kamuya açık olmayan bir şekilde yönetilmektedir.

Bilindiği kadarıyla, SGK tarafından geri ödeme listesinden iki veya üç adet yerel alternatif jenerik ürünü bulunan iki ürün grubu çıkarılmıştır.

 AB’nin Şikâyet Başvurusunun Yasal Dayanakları

AB, Türkiye tarafından yasal ve idari araçlar aracılığıyla uygulanan bu çeşitli önlemlerin, Türkiye’nin Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT 1994), Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması (TRIMs Anlaşması), Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS Anlaşması) ve Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması (ASCM) hükümlerinden doğan yükümlülüklerine, aykırılık teşkil ettiğini öne sürmüştür. Özellikle:

  • Yerelleşmeyi taahhüt etmeyen ithal ürünün geri ödeme listesinden çıkarılması ve pazar izni, fiyatlandırma ve geri ödeme işlemlerinde yerel ürünlerin lehine öncelik tanınması ile ithal ve yerelleştirilmiş ürünler arasında eşitsizlik yaratan uygulama nedeniyle,
  • Türkiye’nin uygulamaya ilişkin genel önlemleri, ilgili kişilerin haberdar olacağı şekilde yayınlamaması; resmi olarak yayınlanmadan önce bazı önlemleri uygulamaya koyması; yerelleştirme zorunluluğunu mevzuat hükümlerine uygun olarak uygulamaması nedeniyle,
  • Belirli bir ilacın üretimi yerelleştirildiğinde, ürünün artık ithal edilemez olması ve bu nedenle Türkiye tarafından ithalata vergiler, harçlar veya giderler koyma dışında kısıtlama getirilmesi nedeniyle,
  • Yerli üreticilere teknoloji transferi şartının uygulanmaması ile yerli üreticiler ile diğer üreticiler arasında eşitsizlik yaratılması; patent sahiplerinin patent devretme veya transfer etme ve patente yönelik lisans sözleşmesi yapma hakkının kısıtlanması veya ihlal edilmesi ve yabancı üreticilerin gizli bilgilerini bir Türk üreticisine aktarmalarını zorunlu kılması nedeniyle,
  • Geri ödeme, ASCM açısından bir destek verilmesi olarak kabul edilmesi ve yerelleştirme gerekliliğinin, ürünün geri ödemeye alınmasını, ürünün yurtiçinde üretilmesine veya ithal edilmesine bağlaması nedeniyle,

bu yükümlülüklere uyulmadığı iddia edilmiştir.

Sonuç olarak, AB, ithal edilen ürünlerin, Türkiye pazarındaki rekabet gücünün, yerel olarak üretilen ürünlere kıyasla önemli ölçüde kısıtlanmasını işaret etmektedir.

Danışma Süreci ve Sonrası

Anlaşmazlıkların Halli Kural ve Usulleri Hakkındaki Mutabakat Metni hükümlerine göre, danışma talebinin iletildiği ülkenin, DTÖ tarafından iletilen danışma talebini aldıktan sonra 10 gün içinde yanıtlaması ve danışma talebini aldığı tarihten sonra en fazla 30 gün içinde iyi niyetle sorunun çözümü için danışmalarda bulunması gerekmektedir.

Türkiye’nin danışma talebine olumlu cevap verdiği ve danışma sürecine girdiği bilinmektedir. Taraflar Cenevre’de 9-10 Mayıs tarihlerinde buluştu.

İstişarede, danışma talebinin alındığı tarihten sonraki 60 gün içinde bir anlaşmazlık çözülemezse, AB yine DTÖ’den anlaşmazlığın çözümü için bir panel kurulmasını talep edebilir. Taraflar birlikte danışma sürecinin anlaşmazlığı çözemediği kanaatine varırsa, AB bu 60 günlük süre içerisinde de anlaşmazlığın çözümü için panel kurulmasını DTÖ’den talep edebilir.

Taraflar yararlı giden danışma süresini uzatmaya da karar verebilir, öyle ki Cenevre toplantısının sonucunu açıkladıklarında göreceğiz.