fbpx

Yabancı Dilde Yapılan Tahkim Anlaşmaları Geçerli Midir?


Uluslararası işlemlerin tarafları sıklıkla uyuşmazlıklarının çözümü için tahkim yolunu seçseler de, bir uyuşmazlık meydana geldiğinde bu seçimlerini bazen yeniden değerlendirme ihtiyacı hissetmekte ve tahkim anlaşmalarının geçerliliğini sorgulamaktadırlar. Ancak ayrılabilirlik varsayımı sayesinde mahkemeler ve hakem heyetleri, tahkim sözleşmelerini, bunlara dayanak teşkil eden sözleşmeye yapılan saldırılardan ayırarak tahkim anlaşmalarını ayakta tutmaktadır. Buna karşın ayrılabilirlik varsayımı bazen istenilen sonucu vermemektedir. Özellikle dili Türkçe olmayan bir sözleşmeye dayanarak Türk bir taraf ile tahkime müracaat edilmesi halinde.

805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun (“805 Sayılı Kanun”)

Türk hukukundaki eskiden kalma fakat emredici nitelikteki bu kanun, taraflardan birinin Türk olması ve sözleşmenin Türkiye’de akdedilmesi koşuluyla, Türkçe olarak kaleme alınmayan tahkim anlaşmalarından vazgeçmek isteyenlere bir kapı aralamaktadır.

805 Sayılı Kanun, kısa ve özdür. Buna göre, taraflardan birinin Türk olduğu ve sözleşmenin Türkiye’de yapıldığı durumlarda, sözleşme dili olarak Türkçe kullanılması zorunludur. Her ne kadar 805 Sayılı Kanunun, yabancı şirketlere Türk taraflarla yaptıkları sözleşmelerde Türkçe kullanılması şartına uyma zorunluluğu getirmediğini savunan görüşler olsa da, Yargıtay’ın güncel kararlarında taraflardan en az birinin Türk olduğu ve sözleşmenin Türkiye’de yapıldığı hallerde akdedilen herhangi bir sözleşmenin, belgenin ve hesap defterinin Türkçe olması gerektiği belirtilmektedir[1].

Türk Mahkemelerinin 805 Sayılı Kanunu Dolanması

805 Sayılı Kanunun arkasındaki gerekçenin Türkçenin kullanımının korunması ve yaygınlaşması olduğu ifade edilmektedir. 805 Sayılı Kanunun kabul edildiği 1936 yılına kadar geriye gidecek olursak, bu dönemde Türkçenin kullanılmasının aktif olarak yaygınlaştırılmasının Türkiye tarafından bir ülke politikası olarak benimsendiği görüleceğinden, kanun daha anlamlı hale gelecektir. Günümüzde ise, global ticaretin ihtiyaçları ile zorunlu Türkçe kullanımının bağdaştırılması oldukça zordur. 805 Sayılı Kanunun uygulanmasının Türk mahkemeleri tarafından da gerici bulunduğu anlaşılmaktadır. 805 Sayılı Kanunun uygulandığı kararlara bakılacak olursa, Türk mahkemelerinin 805 Sayılı kanunun emredici hükümlerini uygulamaktan olabildiğince kaçınmaya çalıştıkları görülecektir. Gerçekten de 805 Sayılı Kanun hükümlerinin emredici niteliğine rağmen, Türk mahkemelerinin bu kanununu re’sen uygulamaktan imtina etmektedir. Türk mahkemeleri, yalnızca taraflardan biri Türkçe şartını ileri sürdüğü takdirde sözleşmenin 805 Sayılı Kanuna aykırılığını incelemektedir.

Buna ek olarak, taraflardan biri Türkçe şartına ilişkin bir itirazda bulunsa dahi Türk mahkemeleri doğrudan sözleşmenin hükümsüzlüğü sonucuna varmamaktadır. Bu tip davalarda, Türk mahkemeleri, Türkçe şartının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olup olmadığını değerlendirmektedir[2]. Çoğu kez, Türk mahkemeleri sözleşmedeki herhangi bir unsura daha evvelden dayanmış olan tarafın, daha sonra 805 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca sözleşmenin geçersizliğini ileri süremeyeceği yönünde kararlar vermektedir.

Türk Hukukunda Ayrılabilirlik Varsayımının Bedeli

Ancak, Türk mahkemeleri, tahkim sözleşmeleri hususunda elleri bağlı bir konumdadır. Her ne kadar Türk mahkemeleri 805 Sayılı Kanunun olumsuz etkilerini bertaraf etmek için ellerinden geleni yapıyor gibi görünse de, tahkim sözleşmeleri söz konusu olduğunda bu çabalar genelde fayda sağlamamaktadır.

Bazı hallerde, Türk mahkemeleri 805 Sayılı Kanuna aykırı şekilde hazırlanan sözleşmelerin geçerli olduğuna karar vermekte ancak, bu sözleşmelerde yer alan tahkim klozunun, Türkçe yazılmamış olması dolayısıyla, geçersiz olduğu sonucuna varmaktadır. Türk mahkemeleri 805 sayılı kanunun uygulanmasında sözleşmelere ve bu sözleşmeler içerisinde yer alan tahkim klozlarına farklı sonuçlar bağlamalarının sebebini her ne kadar açıkça belirtmeseler de, bu sonucun ayrılabilirlik varsayımına dayandığı anlaşılmaktadır.[3] Bu durum, Türk mahkemelerinin 805 Sayılı Kanuna aykırı olarak hazırlanan sözleşmelerin hakkın kötüye kullanılması savunmasına dayanarak geçerli olduğu sonucuna varması, ancak bu savunmayı aynı sözleşme içerisindeki tahkim sözleşmesini de kapsayacak kadar genişletmediği kararlarından anlaşılmaktadır.

Ayrılabilirlik varsayımının esas anlamı, tahkim şartlarının sıhhatinin, içerisinde düzenlendiği sözleşmelerden bağımsız olmasıdır. Diğer bir ifade ile tahkim sözleşmeleri bağımsız sözleşmelerdir ve geçerlilikleri sözleşmenin geri kalanından ayrı olarak değerlendirilmelidir. Ayrılabilirlik varsayımı genelde sözleşmenin geri kalanı geçersizken tahkim sözleşmesinin geçerli olacağı sonucuna vararak tahkim anlaşmasının geçerliliğinin ayakta tutulmasına yardımcı olurken, bu varsayım bazı durumlarda istenilen sonucu sağlamamaktadır. Nitekim bazı hallerde, geçerli sözleşmenin ayrılabilirliği geçersiz hükmün ayrı tutulmasına hizmet etmekte ve tek başına yok olmasına neden olmaktadır.

Aynı şekilde, Türk mahkemeleri hakkın kötüye kullanılmasına dayanarak 805 Sayılı Kanunun uygulanmasından kaçınabiliyorsa da, bu argüman genelde tahkim sözleşmelerini ayakta tutma konusunda işe yaramamaktadır. Gerçekten de, tahkim sözleşmeleri esas sözleşmeden bağımsız sözleşmeler olarak kabul edildiğinden, tarafların daha önceden esas sözleşmeye dayanmış olması, tahkim sözleşmelerinin geçersizliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği yönünde bir sonucuna varmada yardımcı olmamaktadır. Hakkın kötüye kullanılması argümanı, yalnızca taraflardan birinin daha önce tahkim sözleşmesine dayandığı veya bu sözleşmenin uygulanmasına karşı sessiz kaldığı, fakat sonradan sözleşmeyi sorgulamaya başladığı durumlar için geçerlidir.

Tarafların 805 Sayılı Kanunu ihlal eden sözleşmeyi koşulsuz olarak uyguladıkları bir durumda, taraflardan birinin tahkim sözleşmesinin geçerliliğini sonradan sorgulamasının, ilgili tarafın tahkim klozunun bağlayıcı etkisinden kurtulmasına imkân vermemesi gerektiği görüşü ileri sürülebilirse de bu durumun Türk hukukunda ayrılabilirlik varsayımının bedeli olarak ödemesi gereken bir bedel olduğu görülmektedir.

Nihai olarak uluslararası bir tahkim sözleşmesinin etkililiği, tarafların sözleşmenin icra edebilirliğine göre belirlenecektir. Bu nedenle 805 Sayılı Kanununu yalnızca tahkim sözleşmesinin Türk hukukuna tabi olduğu durumlar için değil, tahkim kararının muhtemel icra yerinin Türkiye olduğu durumlar için de göz önünde bulundurmak gerekir. Gerçekten de, her iki durumda da Türk mahkemeleri tanıma ve tenfiz taleplerini New York Konvansiyonu madde V(2)(b) uyarınca kamu düzenine aykırılıktan reddedebilecektir.

İleriye Dönük Olarak Tavsiyeler

Bu bağlamda, Türk taraflarla yapılacak sözleşmelerin Türkçe tercümelerinin de hazırlanması her zaman için makul bir tavsiye olacaktır. Ancak bazen söz konusu sözleşmeler yüzlerce sayfa olup, taraflar masraf ve diğer kaygılar nedeniyle Türkçe tercümelerin yapılmasına sıcak bakmamaktadırlar. Alternatif olarak, Türkçe şartı son anda akla gelebilir ve taraflar tercüme için yeterli zamana sahip olmayabilirler. Bu durumlarda, ayrılabilirlik varsayımının olumsuz sonuçlarından kaçınılması bakımından en azından tahkim klozunun Türkçe tercümesini sözleşmeye ekli olarak hazır bulundurmak önerilmektedir.

 

[1] Yargıtay 11. Daire, E. 2012/4088, K. 2013/3972, 04.03.2013.

[2]Yargıtay 11. Daire, E. 2012/3122, K. 2013/3972, 16.03.2012.

[3] Yargıtay 11. Daire, E. 2014/1385, K. 2014/3815, 28.02.2014

First published by Kluwer Arbitration Blog, in 09.08.2019