Fikri Mülkiyete İlişkin Para Alacaklarında Dava Şartı: Arabuluculuk


İş ilişkisine dayanan bazı davalarda zorunlu hale getirilmesinin ardından, 19 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanın (“Kanun”) ile arabuluculuk parasal talep içeren ticari davalar için de zorunlu hale getirilmiş, bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Bu Kanun ile, Türk Ticaret Kanunu’na (“TTK”) zorunlu arabuluculuğa ilişkin 5/A maddesi eklenmiştir. Bu hükme göre konusu bir miktar paranın ödenmesi veya tazminat olan ticari davalarda uyuşmazlık önce arabuluculuğa götürülecek ve burada bir çözüme ulaşılamazsa dava açılabilecektir. Arabulucu süreci görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içerisinde sonlandırılacak, bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilecektir. Diğer bir deyişle zorunlu arabuluculuk süreci en fazla sekiz hafta sürebilecektir. Bu uygulama 01 Ocak 2019’tan beri yürürlüktedir.

Her ne kadar Kanun ve TTK’nın 5/A maddesinde fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalara açıkça bir atıf yapılmamışsa da, TTK’nın 4/1(d) maddesinde fikri mülkiyet hukukuna dair mevzuattan doğan davaların ticari dava olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu yeni düzenleme; lisans sözleşmesinin tutarından doğan uyuşmazlıklar, fikri mülkiyet haklarının devri, fikri mülkiyet haklarına tecavüze bağlı tazminat talepleri gibi fikri mülkiyete ilişkin para veya tazminat taleplerini de kapsamaktadır.

Parasal ve parasal olmayan taleplerin birlikte öne sürüleceği durumlarda zorunlu arabuluculuğun nasıl uygulanacağı önemlidir. Örneğin fikri mülkiyet hakkına tecavüzün engellenmesi ve tecavüze bağlı tazminatın birlikte istendiği bir durumda, parasal bir talep içermesi sebebiyle Mahkeme uyuşmazlığı arabulucuya havale etmek durumunda olacak ve arabuluculuk sürecinde taraflar her iki talep konusunu da serbestçe tartışmaya açabileceklerdir. Benzer şekilde para alacağı ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki korumanın birlikte talep edildiği bir durumda da karşı taraf, arabuluculuk görüşmeleri sırasında bu taleplerden haberdar olabilecek ve ihtiyati tedbirin etkinliği zedelenebilecektir. Bu sebeple, ihtiyati tedbir ve para alacakları için ayrı ayrı davalar açılmasının faydalı olacağını belirtmek isteriz.

Marka/patent vekillerinin yalnızca bu sıfatla arabuluculuk sürecinde tarafları temsil etmeleri mümkün değilse de, bu kişiler arabuluculuk görüşmelerine uzman sıfatıyla katılabilir ve beyanda bulunabilir. Fikri mülkiyet hukukunun teknik boyutu dikkate alındığında, marka/patent vekillerinin sürece katılımının önemli olduğu kanısındayız.

İlk kez 2013 yılında bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak hukukumuza girdiği dikkate alındığında, arabuluculuğun davaya göre oldukça yeni bir kurum olduğu söylenebilir. Buna rağmen, arabuluculuğun uygulama alanı, taraflara davaya göre daha az harcama yaparak daha kısa bir sürede barışçıl bir çözüme ulaşma imkânı tanıdığı düşünülerek kısa sürede genişlemiştir. İlerleyen zamanda arabuluculuğun fikri mülkiyet hukukuna ilişkin diğer dava türlerinde de zorunlu hale getirilmesi beklenmektedir. Şu anki halde zorunlu arabuluculuğun Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemelerinin iş yükünü azaltacağı umulmakla birlikte, bu yeni düzenlemenin uyuşmazlık çözüm sürecinde ne gibi sonuçlar doğuracağı ülkemizde dava kültürünün baskın olduğu da dikkate alındığında tam anlamıyla öngörülememektedir.

First published by WTR, 14.01.2019