Fikri Mülkiyet Davalarında Zorunlu Arabuluculuk Hakkındaki Gelişmeler


Arabuluculuk, Türkiye’de 1 Ocak 2019’dan itibaren, parasal talep içeren ticari uyuşmazlıklar için zorunlu hale gelmiştir. 2019 fikir liderliği raporumuzda bu gelişmenin konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri içeren fikri mülkiyet davalarına etkisi hakkındaki görüşlerimizi paylaşmıştık. Yakın zamana dek, bu değişikliğin uygulamadaki etkileri özellikle parasal ve parasal olmayan talepleri birlikte içeren davalar bakımından açık değildi. Yargıtay’ın güncel kararları zorunlu arabuluculuğun nasıl uygulanacağı konusunda fikri mülkiyet hukuku camiasına rehberlik etti. Bahsi geçen kararlara ilişkin detaylara aşağıda yer verilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/4851, K. 2020/2732, 10.06.2020:

İlk Derece Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi (“Mahkeme”) nezdinde marka hakkına dayalı tecavüze ilişkin talepler ile maddi ve manevi tazminat taleplerini içeren bir dava açılmıştır.
Bir diğer deyişle, parasal ve parasal olmayan talepler tek bir davaya konu edilmiştir.

Mahkeme, parasal taleplerin zorunlu arabuluculuğa tabi olduğunu ve davadaki tüm taleplerin bir arada incelenmesi gerektiğini dikkate alarak, davacının parasal talepler yönünden zorunlu arabuluculuğa başvurmaması nedeniyle dava şartının ihlal edildiğini belirtmiştir ve davayı usulen reddetmiştir. Davacı, ret kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur ve davacının istinaf talebi de Bölge Adliye Mahkemesi’nce reddedilmiştir. Nihayetinde, davacının temyiz talebi üzerine konu Yargıtay tarafından çözümlenmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 110. maddesi, ortak yetkili Mahkemenin bulunması halinde birbirinden bağımsız asli taleplerin aynı dava dilekçesinde ileri sürülebileceğine hükmetmektedir. Yargıtay, parasal ve parasal olmayan talepler birlikte davaya konu edildiğinden, mevcut davayı bu hüküm kapsamına almıştır. Yargıtay, zorunlu arabuluculuğa tabi olan ve olmayan talepleri bir arada içeren davalar yönünden arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olmadığına dikkat çekmiştir. Sonuç olarak Yargıtay, somut olayda yerel Mahkemelerin parasal ve parasal olmayan talepleri bir arada içeren davaları usulden reddedemeyeceğini belirterek, yerel Mahkemelerin işin esasına girerek değerlendirme yapmış olması gerektiğine hükmetmiştir ve dosyayı Mahkemeye geri göndermiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3611, K. 2020/4734, 04.11.2020:

Bu uyuşmazlık, telif hakkına dayalı tazminat talebi ve parasal olmayan taleplerle ilgilidir. Mahkeme, bu davayı da parasal talep içeren kısım ile ilgili dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmadığından reddetmiştir. Davacının istinaf talebi de benzer şekilde Bölge Adliye Mahkemesi’nce reddedilmiştir.

Davacının temyiz talebi üzerine, Yargıtay konuyu incelemiştir ve yine HMK’nın 110. maddesine atıf yapmıştır. Yargıtay bir kez daha aynı gerekçeyle, yerel Mahkemelerin parasal ve parasal olmayan talepler bir arada davaya konu edildiğinde dava şartı yokluğuna karar veremeyeceklerini teyit etmiştir. Yargıtay, bu uyuşmazlıkta da yerel Mahkemelerin kararlarını bozmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/933, K. 2020/5776, 09.12.2020:

Bu uyuşmazlık, telif hakkına dayalı tazminat talebi ve parasal olmayan taleplerle ilgilidir.

Mahkeme bir kez daha benzer açıklamalarla davayı usulen reddetmiştir ve davalının istinaf talebi de Bölge Adliye Mahkemesi’nce reddedilmiştir.

Temyiz talebi üzerine Yargıtay bir kez daha yerel Mahkemelerin zorunlu arabuluculuk şartına gönderme yapmaksızın davayı esastan incelemesi gerektiğini belirtmiştir.

Yargıtay’ın bu kararı öncekilerden farklı olarak oy birliği yerine oy çokluğu ile alınmıştır, dolayısıyla üyeler arasında bir karşı görüş bulunmaktadır. Karşı görüşte, yerel Mahkemelerin davaları tefrik ederek parasal olmayan talepler bakımından esasa ilişkin değerlendirme yapmaları ve parasal talepler açısından ise zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilip getirmediğini gözetmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Özellikle bir fikri mülkiyet hakkına tecavüzün söz konusu olduğu davalar başta olmak üzere, fikri mülkiyet ile ilgili birçok davanın parasal ve parasal olmayan talepleri bir arada içerdiği dikkate alındığında, bu güncel kararlar oldukça önemlidir. Yargıtay’ın tekrar eden görüşü, parasal ve parasal olmayan taleplerin, zorunlu arabuluculuğa başvurmadan birlikte davaya konu edilebileceği düşüncesini desteklemektedir. Ancak, tüm davalarda yerel Mahkemelerin ve hatta Yargıtay’ın kendi içinde görüş ayrılıkları olduğu olduğu görülmektedir. Önümüzdeki dönemde Yargıtay’ın baskın görüşü ağır basabileceği gibi karşı görüşte desteklendiği üzere Mahkemeler orta yolu bulmak adına talepleri zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmamasına göre ayırarak inceleyebilir. Türk Mahkemeleri daha fazla karar verildikten sonra en nihayetinde ortak bir fikir benimseyecektir ve fikri mülkiyet davalarında zorunlu arabuluculuk şartına ilişkin yerleşik içtihat oluşacaktır.

Yargıtay’ın baskın görüşü, usul ekonomisi prensibine uygundur. Bu görüşe göre, parasal ve parasal olmayan talepleri içeren bir dava tek seferde, arabuluculuk süreci beklenmeksizin açılabilecektir. Ayrıca, arabuluculuk aşamasının uygulanmaması potansiyel ihtiyati tedbir taleplerinin etkililiği açısından da avantajlıdır. Zira arabuluculuk görüşmeleri karşı tarafa açılması muhtemel olan davanın kapsamı ile ilgili bir öngörü sağlayabilecektir.

Ne var ki, zorunlu arabuluculuğu düzenleyen kanun, parasal ve parasal olmayan talepleri bir arada içeren davalar için ayrı bir hüküm getirmemiştir. Dolayısıyla, bu tip davalar açısından kanunda boşluk bulunmaktadır. Yargıtay da son kararında zorunlu arabuluculuğu düzenleyen kanunun parasal ve parasal olmayan talepleri bir arada içeren davalar bakımından özel bir kural getirmediğine dikkat çekmiştir.

Yargıtay, bu davalarda zorunlu arabuluculuğa başvurulmasının şart olmadığına karar vererek söz konusu kanun boşluğunu doldurduğundan, gelecek dönemdeki kararlarında daha detaylı gerekçelere yer vermesi iyi olacaktır. Ayrıca, Yargıtay’ın yorumları yerel Mahkemeler, sektör ve doktrin üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğundan, kararlarında oybirliğini sağlaması da önem arz etmektedir. Eğer Yargıtay’ın baskın görüşü kabul görürse ve bu yönde yerleşik içtihat oluşursa, bu boşluğun kanun metni ile doldurulması ve içtihatla uyumlu olunması amacıyla bir kanun değişikliği yapılması önem arz edecektir.
İlerleyen süreçte Yargıtay’ın kararları zorunlu arabuluculuğun uygulanma sınırlarını belirleyecek gibi gözüküyor. Türk fikri mülkiyet camiasının bu konuda tartışmasız bir sonuca varılana dek, bu konuyu bir süre daha göz önünde bulundurması faydalı olacaktır. 

Daha fazla görüş

Paylaş