Webinar Notları: Fikri Mülkiyet Hukuku ABAD Karar İncelemesi – II: Brompton Bicycle v Get2Get (C-833/18)


Webinar: Fikri Mülkiyet Hukuku ABAD Karar İncelemesi – II:

Brompton Bicycle v Get2Get (C-833/18)

Mutlu Yıldırım Köse: Herkese merhaba! Bugün ikincisini yapmakta olduğumuz Fikri Mülkiyet Hukuku – Avrupa Birliği Adalet Divanı karar inceleme webinarımıza hoş geldiniz! Ben Mutlu Yıldırım Köse. Büromuzun Fikri Mülkiyet çalışma gruplarından sorumlu avukatlarındanım. Moderatörlüğünü yapacağım webinarımızın konuşmacıları Av. Begüm Soydan ve Av. Havva Yıldız. Her iki arkadaşımız da büromuzda ağırlıklı olarak Marka, Telif, Tasarım Hukuku alanlarında çalışmaktalar.

Öncelikle ilk webinarımıza katılamayanlar için neden bu webinarları yaptığımızdan kısaca bahsetmek istiyorum. Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Birliği hukukuna yön veren ve hukukun birlik ülkelerinde uyumlu olarak uygulanmasına katkı sağlayan kararlar vermektedir.

Divan kararlarının uygulamada mahkemelerimiz tarafından da dikkate alındığını ve uygulamacılar tarafından da takip edildiğini görüyoruz. Bu çerçevede, Divan kararlarının ülkemizde anlaşılması, tartışılması ve uygulamaya aktarılmasının, hukukumuzun gelişimi bakımından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bugün Divan’ın Brompton Bicycle davasında verdiği yorum kararını inceleyeceğiz. Bu yıl fikri mülkiyet dünyasında oldukça ses getiren bu kararda esas olarak teknik fonksiyonu da bulunan bir katlanır bisikletin telif korumasından yararlanıp yararlanamayacağı tartışılıyor.

Şu an ekranda da Brompton bisikletinin görsellerini görebilirsiniz. 

Biz bugün öncelikle kararı özetleyip, tartışılan konuları aktaracağız ve bunların Türkiye’deki yansımalarına ve Yargıtay’ın benzer durumlardaki görüşlerine yer vereceğiz. Havva Divan kararının analizini yapacak ve kararın etkilerini bizlerle paylaşacak; Begüm ise bizim hukukumuzdaki ilgili düzenlemeleri ve kararın hukukumuza olası yansımalarını değerlendirecek. Webinarımızın bu kısmı 40 dakika civarında sürecek, sonrasında da soru/cevap kısmı olacak. Soru sormak isterseniz Zoom üzerinden Q/A ve chat kısmından sorularınızı iletebilirsiniz.

Şimdi önce Havva ile başlayalım. Havva Belçika Mahkemesinde görülen davayı kısaca özetleyebilir ve Belçika Mahkemesi’nin Divan’a hangi soruları yöneltmiş olduğunu anlatabilir misin?

Havva Yıldız: Tabii Mutlu Hanım, öncelikle Belçika Mahkemesi önündeki davanın taraflarından bahsedelim. Davacı taraflar, 1987’den beri aynı formda üretilerek satışa sunulan, katlanabilir Brompton bisikletlerinin tasarımcısı ve onun İngiltere’de kurmuş olduğu “Brompton Bicycle Limited Şirketi”dir.

Davaya konu bisiklet, ekranda da görebileceğiniz üzere katlanmış, katlanmamış ve destekli olarak ayakta durduğu olmak üzere 3 farklı pozisyona ayarlanabilir özellikte. Davacının ilgili katlama sistemi için daha öncesinde patent tescili mevcut iken dava tarihi itibariyle bu patentin koruma süresi sona ermiştir.

Davalı ise spor malzemeleri üreten Koreli “Get2Get” isimli şirkettir. Get2Get, görünüm özellikleri bakımından Brompton Bisikleti ile benzer olarak tasarlanmış ve bahsettiğimiz aynı 3 pozisyon özelliğine sahip “Chedech” isimli bisikleti üreterek satmaktadır.

Bugün aktaracağımız uyuşmazlık esasında tam da bu noktadan kaynaklanmaktadır. Çünkü davacılar Belçika Şirketler Mahkemesi’nde Chedech bisikletlerinin, Brompton bisikletlerinin görünüm özelliklerini kopyalayarak oluşturulduğu böylece telif hakkına tecavüz ettiği iddialarıyla dava açmışlardır. Davalı ise savunmasında Chedech isimli bisikletlerinde Brompton katlama tekniğini bilerek tercih ettiğini çünkü bunun en fonksiyonel metot olduğunu, bu görünüm özelliğinin doğrudan doğruya teknik fonksiyondan kaynaklandığını dolayısıyla da telif değil ancak patent korumasına konu olabileceğini belirtmiştir.

Davacı taraflar buna cevap olarak ise piyasada aynı surette teknik soruna çözüm getirebilecek başkaca görünüm özelliklerine sahip bisikletler bulunduğunu ve kendi bisikletlerinin görünüm özelliklerinin de özgün olmak suretiyle telif korumasından yararlandırılması gerekeceğini belirtmiştir.

Bu, Belçika’da yerel düzeyde başlayan bir uyuşmazlık ve dolayısıyla öncelikle Belçika Mahkemesi bir değerlendirme gerçekleştirmiş. Mahkeme, Belçika hukukuna göre, günlük kullanıma yönelik objelerin de şekle bürünmüş olma yani objektif olarak algılanabilir olma ve sahibinin hususiyetini taşımaları şartıyla telif korumasından yararlanabileceğini belirtmiştir. Mahkeme bunu belirttikten sonra ise görünüm özellikleri teknik fonksiyondan kaynaklı ürünlerde telif korumanın nasıl uygulanacağı noktasını tartışmış. Nitekim Belçika Mahkemelerince tasarım hukuku açısından bir şeklin doğrudan doğruya teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığı değerlendirmesi yapılırken yöntem bellidir ve bu piyasada aynı teknik soruna çözüm getiren başkaca şekillerin var olup olmadığına bakılarak yapılmaktadır. Bu tarzda başkaca şekiller var ise de o halde ilgili görünüm özelliğinin doğrudan doğruya teknik fonksiyondan kaynaklanmadığı böylece tasarım korumasının sağlanabileceği belirtilmektedir. Bu davada ise Belçika Mahkemesi’nin, bu hususu telif koruması bakımından ele alması gerektiğinden ve bunun nasıl yapılması gerektiği açık olmadığından, Mahkeme bu noktada yargılamayı durdurmuş ve Divana 2 soru yöneltmiştir.

Sorulardan ilki 2001/29 sayılı Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Bağlantılı Hakların Bazı Yanlarının Uyumlaştırılmasına İlişkin Direktifi’nin, yani kısaca AB Telif Direktifi’nin, görünüm özellikleri teknik fonksiyondan kaynaklı ürünlerde uygulanıp uygulanmayacağı yönünde olmuş. İkincisi soru ise görünüm özelliğinin teknik sonuca ulaşmak için gerekli olup olmadığının değerlendirilmesinde:

  1. Aynı teknik sonuca erişmeyi sağlayan diğer olası şekillerin varlığı,
  2. Mütecaviz eylemlerde bulunduğu iddia edilen tarafın ilgili teknik sonucu elde etmek bakımından taşıdığı niyet,
  3. İlgili şeklin belirlenen sonuca erişmek bakımından etkili bir şekil olup olmadığı,
  4. Aranılan teknik sonuca ulaşma süreci bakımından, var olan ancak halihazırda koruma süresi sona ermiş önceki tarihli patentin varlığının dikkate alınıp alınmayacağıdır.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Havva. Yani bu davada aslında 3 farklı pozisyona ayarlanabilen, katlanabilir bir bisiklet var ve davacı bu bisiklet ile aynı görünüme sahip olan davalı bisikletinin kendi bisikletine telif hakkı tecavüzü yarattığını iddia ediyor, davalı ise bir bakıma “aynı görüntüyü kullandım ama teknik olarak bunu kullanmak zorundaydım” diyor. Belçika Mahkemesi de bu durumda nasıl bir değerlendirme yapması gerektiğini Divan’a soruyor. Peki Havva, Belçika Mahkemesi’nin Divan’a yönelttiği ilk soru ile ilgili hukuk sözcüsünün görüşü ne olmuş ve sonrasında Divan nasıl karar vermiş?

Havva Yıldız: Brompton Kararı’nda Sözcü’nün bu soru bakımından öncelikle eser tanımını incelediğini ve bu noktada Divan’ın önceki tarihli kararlarına atıf yaptığını görüyoruz. Bu atıflar doğrultusunda Brompton Kararı’nda da Hukuk Sözcüsü, Telif Direktifi’nin ve dolayısıyla telif korumasının dava konusu bisiklet görünümüne uygulanıp uygulanmayacağı bakımından eser tanımını irdeleyerek iki unsurun varlığını aramıştır. Bunlardan ilki "yaratıcısının entelektüel bir katkısı olması anlamında orijinal” bir şeyin varlığı ikincisi ise bunun objektif olarak algılanabilecek şekilde ifade edilmiş olması. Orijinallik kriterinin değerlendirmesi, Divan’ın önceki tarihli kararlarıyla uyumlu şekilde, eser koruması talep edilen fikri ürünün yaratıcısının kişiliğini yansıtıp yansıtmadığına ve özgür ve yaratıcı seçimlerini sergileyip sergilemediğine bakılarak değerlendirilmiştir. Divanın önceki kararlarında özellikle de Cofemel Kararı’nda belirtilen Telif Direktifi kapsamında orijinallik değerlendirmesi yapılırken artistik veya estetik değer gibi daha yüksek ve farklı kriterlerin aranmayacağı değerlendirmesi Sözcü tarafından da takip edilmiştir.

Devamında, Sözcü görünüm özellikleri münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünler için telif korumasının mümkün olamayacağını belirtmiştir. Divan ise Belçika Mahkemesinin 2 sorusunu da birlikte değerlendirilmeyi uygun görerek soruyu 2001/29 sayılı Direktif ‘in, görünüm özellikleri en azından bir kısmıyla da olsa teknik bir sonucu sağlamak için gerekli olan ürünler bakımından uygulanıp uygulanmayacağı olarak tespit etmiştir. Nitekim, görünüm özellikleri tamamen teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünler zaten korunamayacaktır. Görünüm özellikleri tamamen teknik fonksiyondan kaynaklanmayan ürünlerin eser korumasından yararlanmasının şartları bakımından ise Sözcü’nün görüşü ve Divan’ın önceki tarihli kararlarıyla da uyumlu şekilde olup, Sözcü bu görüşünde orijinallik ve objektif olarak algılanma şartlarının gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Divan, dava konusu bisiklet objektif olarak algılanabilecek şekilde ifade edilmiş olduğundan bu dava bakımından tartışılması gereken hususun orijinallik kriterinin sağlanıp sağlanmadığı olduğunu vurgulamıştır. Divan orijinallik kriterini sağlamak bakımından, yerleşik içtihat uyarınca, telif koruması talep edilen ürünün, sahibinin, serbest ve yaratıcı tercihlerinin dışa vurumu olmak suretiyle, hususiyetini yansıtmasını hem gerekli hem de yeterli bulmuştur. Ancak Divan, bu orijinallik kriterinin incelenmesinde detaylı bir belirleme yapmaksızın bunu Belçika Mahkemesi’ne bırakmıştır.

Tüm bunların ışığında sonuç olarak Divan Kararı kapsamında, görünüm özellikleri tamamen teknik fonksiyondan kaynaklanmaması halinde, bu bisikletin ilgili görünüm özelliğinin orijinallik kriterini sağlaması şartıyla telif korumasından yararlanacağının, yani Telif Direktifi kapsamı dışında bırakılamayacağının belirtildiğini söyleyebiliriz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Havva. Begüm, Havva’nın anlattığı bu kriterler bakımından bizim hukukumuzda nasıl bir düzenleme var, kısaca anlatabilir misin?

Begüm Soydan: Tabii Mutlu Hanım. Bizim hukukumuzda bir ürünün eser olarak korunabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması, kanunda öngörülen eser türlerinden biri olarak şekillenmiş olması ve fikri çabanın ürünü olması gerekir. Ürünün şekillenmiş olması, yani Havva’nın da belirttiği gibi objektif olarak algılanabilir olması, bizim hukukumuz açısından da uygulamada genellikle tartışma konusu olmadığı için, ben burada kısaca hususiyetin nasıl yorumlandığından bahsedeceğim.

Yargıtay kararlarına baktığımızda hususiyet, herkes tarafından ortaya çıkarılması mümkün olmayan, basit bir işin ötesinde bir gayret ve fikri çabayı ifade ediyor. Burada esasen kastedilen şey, eserin özgün ve orijinal olması. Fakat eserin özgün olması, esere temel olan düşüncenin de tamamen yeni olması anlamına gelmiyor.

Aslında Yargıtay, eskiden hususiyeti tamamen orijinal ve hiçbir kaynaktan kopya edilmemiş olarak dar bir şekilde ele alıyordu. Ancak, özellikle son yıllarda verilen kararlara baktığımızda orijinallik eşiğinin yüksek tutulması yeni eserler yaratılmasını güçleştireceği için hususiyet bakımından artık mutlaka üst düzeyde bir yaratıcılık ve orijinallik şartı aranmadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle, Yargıtay kararlarındaki gelişim ve değişim doğrultusunda, artık bir ürünün özgün sayılabilmesi için, kendinden önce yaratılmış eserlerden hiçbir şekilde faydalanmaksızın veya esinlenmeksizin meydana getirilmiş olması da şart değil, yeter ki intihal yaratmasın.

Bununla birlikte, Yargıtay eser sahibinin fikri bir ürün üzerinde hususiyetini yansıtabilmesi için ona bu imkânı veren bir hareket alanının, yani serbestliğin de olması gerektiğini sıklıkla vurgulamakta. Bu nedenle herkesin yapabileceği veya tamamen teknik zorunluluktan kaynaklanan ürünlerin, sahibinin hususiyetini yansıttığından bahsedemeyiz. Örneğin Yargıtay, bu konuda verdiği bir kararında, bir fuar standı tasarım projesinin sahibinin hususiyetini yansıtan bir eser olmadığını, çünkü fuar stantlarının genel itibariyle onu yaratanın bireysel özelliğini göstermekten ziyade, genel geçer ve özgün olmayan biçim ve şekillerle ifade edildiğini belirtmiştir.

Bu çerçevede, esasen Divan’ın kararlarında ısrarla vurguladığı orijinallik kriteri ile bizim hukukumuzdaki sahibinin hususiyeti kriterinin paralel olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Türk Mahkemeleri’nin de tıpkı Divan gibi, telif koruması için her şeyden önce koruma talep edilen ürünün orijinal olup olmadığını değerlendirdiğini söyleyebiliriz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Begüm. Divan kararlarında, orijinallik kriterinden başkaca ek kriterler getirilmediğini görüyoruz. Bizim hukukumuz açısından da durum benzer midir?

Begüm Soydan: Mutlu Hanım aslında bizim kanunumuzda eser türlerinin sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmesinden kaynaklanan özel bir durum söz konusu ve Kanunda gösterilen eser türleri dışında yeni bir eser türü yaratmak mümkün değil. Kanun’da sınırlı olarak sayılan dört tane eser türü var, bunlar: ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserler, güzel sanat eserleri ve sinema eserleri olarak adlandırılıyor. Bunların dışında yeni bir tür yaratılamamakla birlikte, bunların alt kategorileri Kanun’da örnekleyici olarak sayıldığı için, ilgili ana kategorinin ayırt edici özelliğine sahip bir eserin alt kategorilere dâhil edilmesi mümkün olabilir. Ancak söz konusu ürün bu türlerden birine dâhil değilse, o zaman bizim hukukumuza göre eser sayılamayacak ve telif korumasından da yararlanamayacaktır. Dolayısıyla, aslında bizim için, Divan’ın görüşlerinden farklı olarak, bir ürünün orijinal olması tek başına yeterli değil, bunun aynı zamanda Kanun’da sayılan kategorilerden birine girmesi gerekmekte. Örneğin, somut olayda incelenen bisiklet tasarımının bizim hukukumuz açısından “güzel sanat eserleri” kategorisine girebileceğini söyleyebiliriz. Ancak diğer eser türlerinden farklı olarak, güzel sanat eserleri açısından Kanunumuz ek bir kriter olarak “estetik değer” taşıma şartını da aramaktadır.

Yargıtay’ın güzel sanat eserlerine uyguladığı “estetik değer” kriterini incelerken, genellikle “eşsiz ve tek olma” anlayışıyla yaklaştığını söyleyebiliriz. Bu anlamda, ürünün basit yaratımlardan uzak, günlük kullanımın ötesinde, sanatsal bir faaliyet sonucu ve estetik duygusuna hitap etmek amacıyla yaratılan bir ürün olması gerektiği belirtilmekte. Hatta bazı kararlarında Yargıtay’ın bu yorumu bir adım öteye götürerek, özellikle ürün tasarımlarının güzel sanat eseri olarak korunabilmesi için, seri üretim ve ticari kullanım amacını aşan ve işlevsel özelliğinin çok ötesinde, yüksek düzeyde bir estetik nitelik aradığını görüyoruz.  Örneğin Yargıtay’ın yüksek estetik değer kriterini uyguladığı bazı kararlarında, deri ceket ve anahtarlık tasarımlarının güzel sanat eseri olarak kabul edilmediğini görüyoruz. Öte yandan, bir masa tasarımı açısından, Yargıtay bu masanın özel bir tasarım ile farklılaşması nedeniyle bunun “özgün”  ve “estetik değere sahip” bir güzel sanat eseri olduğunu kabul etmiştir.

Sonuç olarak, sorunuza dönecek olursak, bizim hukukumuzda Divan’ın görüşlerinden farklı olarak, tüm eser tiplerine aynı kriterin uygulanmadığını ve güzel sanat eserleri için estetik değer şartının da getirildiğini görüyoruz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Begüm.  Tekrar Divan Kararı’na dönecek olursak, Havva spesifik olarak teknik fonksiyonun bu tür ürünlerde orijinalliğe etkisini Divan nasıl değerlendirmiştir?

Havva Yıldız: Mutlu Hanım, öncelikle tasarım hukukunda ürünün teknik fonksiyonunun zorunlu kıldığı görünüm özelliklerinin tasarım olarak korunamayacağı AB mevzuatında yer edinmiş ve mahkemelerce uygulanan bir husustur. Brompton Kararı’nda ise teknik fonksiyondan kaynaklı görünüm özelliğinin telif korumasına tabi olup olamayacağı ise ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Bu bakımdan Sözcü’nün değerlendirmesinde ve Divan’ın kararında bu hususun, eser koruması talep edilen ürünün meydana getirilişi yaratıcı serbestîye yer bırakmaksızın teknik hususlar, kurallar veya diğer kısıtlamalar tarafından dikte edilmişse, o halde eser koruması için aranan orijinallik kriterini taşımayacağı, yani ürünün telif korumasından yararlanmayacağı şeklinde yansıtıldığını görüyoruz.

Yani Sözcü ve Divan’a göre görünüm özellikleri münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünler bakımından orijinallik kriterinin karşılandığından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü esasında bu halde bir fikrin ifade edilebiliş şekli o denli daralıyor ki, fikir ve ifade edilebiliş şekli birleşiyor. Fikirlere değil ancak onların ifade ediliş şekillerine telif koruması sağladığımızdan bu halde şekli münhasıran teknik fonksiyon tarafından şekillendirilen bir ürüne telif koruması sağlanamıyor. Ancak Divan’a göre telif koruması talep edilen ürün, meydana getirilişi teknik hususlar tarafından şekillendirilmiş olsa bile, bu hal eser sahibini ilgili ürünü meydana getirmekte serbest ve yaratıcı tercihlerini dışa vurmaktan, hususiyetini yansıtmaktan alıkoymadıkça, orijinallik kriteri de karşılandıkça telif korumasından yararlandırılacaktır. Bu da Brompton Kararı’nı sektör açısından önemli hale getiren bir belirlemedir.

Nitekim bu tür teknik fonksiyonlu ürünlerin doğrudan doğruya telif korumasının dışında kalacağı şeklindeki bir yaklaşımdansa, bu teknik fonksiyona rağmen ilgili görünüm özelliği hala daha tasarımcısının serbest ve yaratıcı tercihlerini dışa vurmasına, hususiyetini yansıtmasına imkân tanımışsa, orijinallik kriteri karşılanmışsa o halde telif korumasından yararlanabileceği yönünde bir yaklaşım benimsenmiştir.

Gerçekten de Divan, davaya konu Brompton bisikletinin görünüm özelliğinin, bisikleti destekli olarak ayakta tutmaya da yarayan 3 farklı pozisyona ayarlanabilmesi teknik sonucunu elde etmek için gerekli gözüktüğünü teyit etmiştir. Ancak buna rağmen fikir ve ifade ediliş şeklinin birbirinden ayrılamaz halde olup olmadığının, teknik hususlar, kurallar veya diğer kısıtlamalar tarafından doğrudan dikte edilip edilmediğinin, sınırlı olsa da tasarımcının yaratıcı serbestliği için bırakılan bir alanın var olup olmadığının, orijinallik kriterinin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirmesini ise Belçika Mahkemesi’ne bırakmıştır.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Havva. Belçika Mahkemesi, Divan’a görünüm özelliğinin teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak hususlar bakımından bazı sorular sormuştu.  Bunlar bakımından Sözcü ve Divan’ın görüşü ne yönde olmuş, kısaca anlatabilir misin?

Havva Yıldız: Tabii Mutlu Hanım. Belirttiğiniz gibi Belçika Mahkemesi görünüm özelliğinin teknik sonuca ulaşmak için gerekli olup olmadığının değerlendirilmesinde birtakım sorular sormuştu. Bunlardan ilki olan “Aynı teknik sonuca erişmeyi sağlayan diğer olası şekillerin varlığı” bakımından Sözcü, Divan’ın tasarım hukuku açısından belirlemeler getiren önceki kararlarına atıfta bulunarak "aynı teknik işlevi yerine getiren alternatif tasarımların varlığının" görünüm özelliğinin teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilmesinde belirleyici ölçüt olmadığını; ancak aynı teknik sonucu sağlayan fikri yaratımlar olabildiğini ortaya koymak bakımından hesaba katılabileceğini iletmiştir. Divan da aynı şekilde bu hususun tercih özgürlüğü bakımından dikkate alınabileceğini ancak tek başına belirleyici olmayacağını ifade etmiştir

“Mütecaviz eylemlerde bulunduğu iddia edilen tarafın ilgili teknik sonucu elde etmek bakımından niyeti” konusunda Sözcü, eser korumasına konu bir üründen bahsedebilmek için mahkemenin mütecaviz eylemde bulunan tarafın değil, ilgili tasarımı gerçekleştirenin niyetini araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Divan ise sadece ürün orijinalliğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bu değerlendirmede mütecaviz eylemde bulunan tarafın niyetinin ilgisiz olduğunun altını çizmiştir.

“Hâlihazırda koruma süresi sona ermiş önceki tarihli patentin varlığı ve ilgili şeklin belirlenen sonuca erişmek bakımından etkili bir şekil olup olmadığı” konusunda ise Sözcü bu faktörlerin tek başına telif korumasını engellemeyeceğini, ürün şeklinin bazı özelliklerinin münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti için mahkemece dikkate alınabileceğini belirtmiştir. Divan ise orijinallik değerlendirmesi kapsamında bu hususların yaratıcı tarafından neyin dikkate alındığını gösterdiği ölçüde değerlendirilebileceğini söylemiş.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Havva. Peki Begüm bu hususlar Türkiye’de nasıl değerlendiriliyor?

Begüm Soydan: Aslında Türkiye’de de benzer davalarda en çok karşılaştığımız savunma, ürünün görünümünün teknik zorunluluktan kaynaklanması ve piyasada aynı teknik sonuca ulaşmayı sağlayan diğer ürünlerin de bulunmasına yönelik oluyor. Bu nedenle öncelikle teknik bir sonuca ulaşmayı sağlayan veya teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünlere tasarım ve telif hukuku perspektifinden nasıl bakıldığını kısaca özetlemekte fayda olabileceğini düşünüyorum.

Teknik özellik gösteren ürünlerin tasarım korumasından yararlanabilmeleri için görünümün teknik işlevden ibaret olmaması, yani teknik işlevin tasarımı şekillendirmemesi gerekir. Ayrıca tasarımcıya hiçbir seçenek özgürlüğü bırakmayan tasarımlar da bu korumadan faydalanamaz. Telif hukukunda da benzer şekilde, ortaya çıkan fikri ürünün teknik bir zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve eser sahibinin yaratma alanının sınırlı olup olmadığının irdelendiğini, teknik fonksiyon hususunun göz ardı edilmediğini ancak bunun Yargıtay tarafından telif koruması için geniş bir kısıtlamaya mahal verecek şekilde yorumlanmadığını görmekteyiz.

Yargıtay’a göre, özellikle ürünün görünüm özelliklerinin teknik fonksiyon veya teknik zorunluluk tarafından dikte edilip edilmediği incelenirken, ürünün hala özgünlüğünü koruyup korumadığının da belirlenmesi gerekiyor. Esasen emsal kararlarda, teknik zorunluluk nedeniyle piyasadaki diğer ürünler ile birtakım benzerlikler veya ortak noktalar bulunsa da ve tasarımcının yaratım özgürlüğü sınırlansa da, yaratılan ürün bir bütün olarak özgün olduğu sürece telif korumasından faydalanması gerektiği belirtiliyor. Örneğin, Yargıtay bir kararında davacının broşüründe teknik zorunluluk nedeniyle mevcut olan benzerliklerin, onun özgünlüğünü ve eser niteliğini ortadan kaldırmadığına karar vermişken, bir başka kararında ise, davaya konu yazılımın sektördeki diğer ürünlerden farklılaşmadığını, ayrıca entelektüel bir emek ve çaba gerektirecek şekilde diğer ürünlerin yapamadığı herhangi bir özelliği bulunmadığını, bu nedenle de özgün bir eser niteliğinde olmadığını ifade etmiştir.

Aslında bu kararları detaylıca incelediğimizde, Divan’ın görüşleri ile paralel olarak, bir fikri ürünün eser olup olmadığının belirlenmesinde, teknik fonksiyonun başlı başına telif korumasına engel olmadığı sonucuna varabiliyoruz. Bu durumda, öncelikle ürünün sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına, teknik fonksiyon faktörünün ise ürünün bütününe mi yoksa bir kısmına mı etki ettiğine ve yaratıcısının yaratma alanının teknik fonksiyon nedeniyle kısıtlanıp kısıtlanmadığına bakılması gerekiyor.        

Bununla birlikte, Yargıtay’ın, bir ürünün salt olarak "kopya edilmeye değer” olmasını telif koruması için tek başına bir kriter olarak kabul etmediğini ve mütecaviz tarafın niyetinin de bu anlamda dikkate alınmadığını görüyoruz. Önceki tarihli patentin varlığı bakımındansa, bunun derinlemesine tartışıldığı bir karar olmamakla birlikte, ürünün görünümünün tamamen teknik zorunluluktan kaynaklandığını göstermediği sürece, bunun telif koruması bakımından bir etkisi olmaması gerektiğini söyleyebiliriz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Begüm. Türk hukukundaki değerlendirmelerin de aslında Divanın değerlendirmeleri ile aşağı yukarı paralel olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi Divan kararına dönecek olursak, Havva sonuçta Divan’ın tavsiye kararı ne yönde oldu?

Havva Yıldız: Divan Brompton Kararı’nda sonuç olarak, görünüm özellikleri en azından kısmen teknik bir sonucun elde edilmesi için gerekli olan ürünler bakımından, ilgili ürünlerin orijinal yaratımlar olmaları, yaratıcısının hususiyetini yansıtmaları halinde telif korumasından yararlanabileceklerini ortaya koymuştur. Divan, Belçika Mahkemesi’nin ürünün yaratılmasındaki dış ve sonraki faktörlerden bağımsız olarak, ürün tasarlandığı esnada var olan ve somut olayın tüm yönlerini dikkate alan bir değerlendirme yapması gerektiğini belirtmiştir.

Divan’ın bu kararında, telif koruması bakımından yerleşik değerlendirmelerine bağlı kaldığını söyleyebiliriz. Bu noktada Divan’ın tasarımlar ve markalardaki teknik fonksiyona ilişkin değerlendirmeyi, her bir koruma türünün getiriliş amacındaki farklılıkları da gözeterek, kıyasen telif korumasına uygulamaktan kaçındığını ve teknik fonksiyonlu ürünlerde de sadece eser koruması için aranan genel ilkelere bağlı kalarak değerlendirmesini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Belçika Mahkemesinin Divanın belirlemelerinden sonra, henüz uyuşmazlık hakkında bir karar vermediğini de belirtmek isterim.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Havva. O zaman bu karara göre, webinarımızın da konusu olan, teknik fonksiyon telif korumasına engel mi sorusunun cevabına “hayır engel değil; eğer görünüm özellikleri münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanmıyorsa ve bu ürünler orijinalse telif korumasından faydalanabilirler” diyebiliriz. Peki Begüm Türkiye açısından bu sorunun cevabı ne olabilir?

Begüm Soydan: Aslında Türkiye açısından da ürünün görünüm özellikleri tamamen teknik fonksiyon tarafından dikte edilmemişse, bu durum tek başına telif korumasına engel teşkil etmez diyebiliriz Mutlu Hanım.

Mutlu Yıldırım Köse: O zaman Türkiye bakımından da cevabımızın “hayır” olduğunu söyleyebiliriz. Son olarak Brompton Kararı’nın etkilerinden de bahsedelim. Havva bu konuda biraz bilgi verebilir misin?

Havva Yıldız: Tabii Mutlu Hanım. Bu karar, günlük kullanıma yönelik bisiklet gibi ürünlerin görünüm özellikleri bakımından da telif korumasının, orijinallik şartının sağlanması halinde mümkün olacağını belirttiği için büyük etki uyandırmıştır. Nitekim kararın belirlemelerinin pek çok makale ve tartışmaya konu olduğunu görüyoruz. Bu tartışmalar kapsamında, Divan’ın bu tip ürünlerde orijinallik şartının sağlanması halinde telif korumasına da imkân tanıyarak daha geniş bir korumanın kapılarını araladığı belirtilmektedir. Öte yandan ise bunun tasarım koruma türünü anlamsızlaştırmaması gerektiği, bu tarz ürünlere telif gibi uzun süreli bir korumanın sağlanmasının piyasada gelişimi negatif etkileyebileceği gibi eleştiriler getirenler olduğunu da görüyoruz. Eser tiplerini sınırlı sayma usulü ile belirleyen örneğin İngiltere gibi ülkeler bakımındansa bu karardaki değerlendirme uyarınca orijinallik ve objektif olarak algılanma şartları gerçekleşmişse korumanın da sağlanacağı yönündeki belirlemenin uygulamada pek de mümkün olamayacağı ifade edilmekte, nitekim burada ilgili kategoriye dâhil olması da gerekmekte. O sebeple, bu şartı sağlamaması halinde, bu tarz teknik fonksiyonlu bir ürünün telif korumasından yararlanamaması da söz konusu olabilecek.

Mutlu Yıldırım Köse: Kararın Türkiye’de olası yansımaları bakımından senin düşüncelerin nelerdir Begüm?

Begüm Soydan: Teşekkürler Mutlu Hanım. Aslında Divan’ın kararları Türkiye bakımından bağlayıcı değil ancak Divan kararlarının ülkemizde de sıkı bir şekilde takip edildiğini göz önüne alırsak, kararda tamamen orijinallik üzerinde durulması ve Cofemel’e atıfla başkaca ek kriterler aranmaması belirtildiği için, bu kararın öncelikle Yargıtay’ın güzel sanat eserleri bakımından uyguladığı yüksek estetik değer eşiğini bir nebze de olsa düşürmesine etki edebileceğini düşünüyorum. Ayrıca bir ürün görünüm olarak şekil markası veya tasarım tescili ile korunmuyorsa, bu durumda somut olayın koşullarına göre telif korumasından yararlanıp yararlanamayacağının bu karar ışığında tekrar değerlendirilmesi de uygulamacılar açısından faydalı olabilir.

Teknik fonksiyon ve telif ilişkisi bakımından da Divan’ın bu kararının uygulamada teknik fonksiyonun ürünün tamamını mı yoksa bir kısmını mı şekillendirdiği ve bu durumda orijinallik değerlendirmesinin nasıl yapılması gerektiği konusunda daha detaylı bir incelemenin önünü açacağını düşünüyorum. Yine bu kararın marka ve tasarım dosyalarında ileri sürülen teknik fonksiyon itirazları bakımından da dikkate almaya değer ve uygulamaya ışık tutabilecek nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler Begüm. Bugün anlattığımız Brompton bisikleti Türkiye’de dava konusu olsaydı sence nasıl bir karar verilirdi?

Begüm Soydan: Aslında bizde de öncelikle bu bisikletin, sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına ve teknik zorunluluk tarafından dikte edilip edilmediğine bakılması gerekiyor. Bu kriterler sağlansa dahi, bahsettiğimiz gibi bu kez de güzel sanat eserleri için aranan estetik değere sahip olma kriteri devreye girecek. Bu durumda açıkçası Yargıtay’ın emsal kararlarını da göz önüne aldığımızda, bu bisikletin bizim hukukumuzda telif korumasından faydalanabileceğini söylemek bana göre şu aşamada zor görünüyor. Ancak estetik değer kriteri olmasaydı, o zaman belki bizim mahkemelerimiz de Divan gibi bir değerlendirme yapabilirdi ve bu bisiklet tasarımı için de telif korumasının önü açılabilirdi diye düşünüyorum.

Mutlu Yıldırım Köse: Havva Belçika Mahkemesinin henüz bir karar vermediğini söylemiştin. Peki sence nasıl bir karar verebilir?

Havva Yıldız: Bu aslında zor bir soru. Belçika Mahkemesi’nin nasıl bir karar vereceğini çok merak ediyoruz. Divan’ın son zamanlarda öne çıkan yaklaşımlarından da hareketle yorum yapacak olursak, özellikle Cofemel Kararı’nda da dikkat çekildiği üzere, Divan bu tarz günlük kullanıma konu olabilecek, fayda yönü yüksek ürünlerin görünüm özellikleri bakımından telif koruması talep edildiğinde “objektif olma” ve “orijinallik” kriterleri üzerinden ilerleyen bir yaklaşıma sahip. Zaten pek çok ülkede de bu yaklaşımın takip edildiğini gördük. Örneğin İngiltere’de bir kumaş deseni hakkında telif korumasının talep edildiği bir davada İngiltere Mahkemesi, söz konusu desenin orijinallik kriterini sağladığını belirtmiş ve ilgili korumadan yararlandırmış. Aynı şekilde İtalya’ya bakacak olursak, İtalya’da da Kiko Davası’nı örnek verebiliriz. Makyaj malzemeleri satan bir mağazanın, mağaza iç tasarımı için bir telif koruması talep ettiği bu davada, mağaza iç tasarımının da aslında orijinallik kriterini sağladığını ve ekstra bir kriter aranmaksızın, Cofemel Kararı’nda olduğu gibi, telif korumasının sağlandığını görüyoruz. Bizim incelediğimiz karara dönecek olursak, benim bu davada takıldığım konu teknik fonksiyonun görünümü ne kadar etkilediği ve sahibine hususiyetini yansıtabilmesi açısından açık bir alan bırakıp bırakmadığı. Benim görüşüm orijinallik açısından sahibine çok da alan bırakılmadığı yönünde, bu yüzden bence Brompton bisikletlerinin görünüm özelliğine bir telif koruması sağlanması zor görünüyor ama imkansız değil. Ne karar verileceğini bekleyip göreceğiz; belki de şaşıracağız.  

Mutlu Yıldırım Köse: Çok teşekkürler Havva, bu kararı heyecanla bekliyoruz. Ben ikinize de çok teşekkür ediyorum, verdiğiniz bilgiler umarım katılımcılarımız için de aydınlatıcı olmuştur. Şimdi soru-cevap kısmına geçmek istiyorum.  

İlk soru şöyle: “Bir patent ile korunan buluşun koruma süresi sona erdikten sonra birebir kopyalanması mümkün olmayacak mıdır, telif hakkı koruması mı devreye girecektir?” Dilerseniz Divan bu konuda ne demişti, Havva ilk olarak bundan bahset, sonra Türkiye’deki uygulamayı da Begümden dinleyelim.

Havva Yıldız: Aslında cevabımın başında Divan’ın da ifade ettiği üzere aslında telif koruması sağlanan şeyin görünüm özelliği olduğunu yinelemek uygun olur. Patent teknik soruna çözüm getiren süreci koruma altına alırken burada tamamıyla ürünün görünüm özelliğinden bahsettiğimiz bir husus var. Sözcü’nün görüşünde, patent tasarım ve telif koruması gibi hallerin getiriliş amaçlarının farklı olduğu ve bunun gözetilmesinin gerektiği belirtilmişti. Bu soru bakımından da tartışılan koruma türünün farklı olduğunu düşündüğüm için belirtilen endişe ile ilgili bir sorunun söz konusu olmayacağını düşünüyorum. Ancak eğer görünüm özelliği kopya edilecek olursa o halde karşı taraf bunu ileri sürebilir tabi ki.

Mutlu Yıldırım Köse: Begüm sen de Türk hukuku açısından bir değerlendirme yapabilir misin?

Begüm Soydan: Aslında paralel ilerlediği için Türk hukuku açısından da benzer sonuçlarla karşılaşıyoruz. Davacı tarafların patent süresi sona erdiği için ürünlerinin kopya edilebileceği gibi bir algısı olabiliyor. Ancak aslında patent ve telifin koruma alanları farklı oluyor. Ürünün görünüm özellikleri doğrudan teknik sonuca ulaşmak için gerekli ise ve bu durum bir şekilde patent koruması kapsamında kalıyor ise patent dikkate alınabilir. Ancak ürünün görünüm özelliklerinin patent korumasına konu buluştan veya teknik sonuçtan kaynaklanmadığı durumlarda, telif korumasından faydalanma yolu bizim hukukumuzda da zorlanabilir. Biz de zorlanmasını tavsiye ederiz.

Mutlu Yıldırım Köse: Teşekkürler, Begüm. Benim de bir ilavem olacak bu konuda. Patent, sizin de söylediğiniz gibi, buluşu korur; patent süresi bittikten sonra bu buluş kullanılabilir ama soruda birebir kopya edilmesi mümkün mü diye sorulmuş. Görünüm aslında farklı bir şey. Eğer görünüm ayrıca telif tasarım veya haksız rekabetle korunabilecek bir özelliğe sahipse kümülatif koruma geçerli olduğundan diğer koruma türleri halen devreye girebilir; bu yüzden her birinin şartları var mı diye somut olaya bakılması gerekir diyebiliriz.

Bir başka soruya geçiyorum “Benim tasarladığım sandalye ve koltuklar var. Ben bunları nasıl koruyabilirim. Telif tescili yaptırmam gerekir mi bu konuda Begüm senden cevap alabilir miyiz?”

Begüm Soydan:: Sorunuz için teşekkür ederiz. Öncelikle telif koruması için kural olarak bir tescil şartı aranmadığını söyleyelim, çünkü bu haklar aslında doğduğu andan itibaren geçerli. Telif koruması için, her şeyden önce sandalye ve koltuk tasarımlarınızın özgün olup olmadığına ve teknik fonksiyonun ürünün görünümüne ne şekilde etki ettiğine bakmak gerekir. Eğer sahibinin hususiyetini yansıtan ve teknik fonksiyondan kaynaklanmayan özgün bir üründen bahsediyorsak, bu kez de güzel sanat eserleri kapsamında estetik değeri olup olmadığına bakmak gerekecek. Eğer bu şartları sağlıyorsa, telif korumasından faydalanabilir. Telifin yanı sıra, eğer tasarladığınız şeyler yeni ve ayırt edici ise bunlar için tasarım tescili edinmeyi de değerlendirebilirsiniz. Ayrıca telif ve tasarım korumasından bağımsız olarak, bu tarz ürünler haksız rekabet hükümleriyle de yine tescil şartı olmaksızın korunabilir.

Mutlu Yıldırım Köse:: Teşekkürler Begüm. Bir sorumuz daha var yine az öncekine benzer bir soru: “Telif koruması için tescil gerekli mi, alternatif seçenekler de var mı?” diye sorulmuş. Havva bu sorunun cevabını da senden dinleyebilir miyiz?

Havva Yıldız: Tescil şartı aranmadığını biraz önce söylemiştik. Ancak eser üzerindeki hakların korunması ve özellikle hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması amacıyla bazı işlemlerin yapılması mümkün. Bunun için iki farklı işlem yapılabilir. Bunlardan ilki, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’ne isteğe bağlı kayıt-tescil başvurusu yapılması. İkinci işlem ise noter tasdiki. Kişinin söz konusu eseri kendisinin meydana getirdiğini ve bu eser üzerindeki tüm hakların kendisine ait olduğunu içeren beyanının noter tarafından düzenlenmesi ya da onaylanması mümkün.

Bunun yanı sıra zaman damgası dediğimiz uygulamalarla da eserin yaratıldığı tarihi kayıt altına almak mümkün. Bunlar için online olarak da ulaşılabilen hizmet sağlayıcılar var. Pratikliği açısından bunu da tavsiye ederim çünkü önemli olan resmi kanaldan değil herhangi bir şekilde ispat etmek olacaktır, o halde bunun da ispat değeri bakımından yeterli olacağını düşünüyorum.

Mutlu Yıldırım Köse: Başka bir sorumuz kalmadı sanırım. Sorularınız ve katkılarınız için çok teşekkürler. Daha sonra da konu hakkında sorularınız olursa bize her zaman ulaşabilirsiniz. Bir sonraki ABAD karar inceleme webinarımız da Şubat ayında olacak. Onun duyurularını da internet sitemizden ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz. Yeni yıl da yaklaşırken herkese mutlu, sağlıklı, başarılı yıllar dilerim!

Havva Yıldız: Ben de herkese çok teşekkür ederim, çok keyifli bir karardı umarım sizler de keyif almışsınızdır. Şimdiden herkese mutlu yıllar diliyorum!

Begüm Soydan: Bugün burada bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Umarız faydalı bir etkinlik olmuştur. Herkese iyi seneler diliyorum şimdiden, hoşça kalın!

Webinar sayfası için tıklayınız.

Daha fazla görüş

Paylaş