Büromuzun 8 Mart Dünya Kadınlar günü ile ilgili bildirisi


Eşit Toplum! Güçlü Toplum!

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 8 Mart 1857’de, erkek işçilerle eşit haklara sahip olma mücadelesinde hayatlarını kaybeden 120 kadın işçinin anısına Birleşmiş Milletler tarafından 1977’de kabul ve ilan edildi. Dünya Kadınlar Günü, kadınların insan olarak doğuştan sahip oldukları eşit hakları elde edebilmek için verdikleri mücadelenin sembolüdür.  

Aradan nerdeyse 200 yıl geçmiş olmasına rağmen, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, tüm dünyada vahim bir gerçek olarak sürmektedir. Bugün, dünyanın her yerinde, toplumun her kesiminden kadınlar, toplumdaki bütün rollerde erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için mücadeleye devam etmekte; mağduru oldukları eşitsizliğin bir sonucu olarak hemen her gün şiddet kurbanı olmaktadırlar.

Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda dünyada oldukça geridedir. Dünya Ekonomik Forumunun yayınladığı 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 130. sırada yer almaktadır[1]. Fırsat eşitliği, kadınların ekonomiye katılımı, eğitim imkanları, sağlık ve kadının siyasette güçlendirilmeleri gibi kriterler dikkate alınarak hazırlanan bu raporda Türkiye; özellikle kadınların ekonomiye katılımı ve siyasette güçlendirilmeleri konularında oldukça düşük puanlar almıştır.

TÜİK 2020 verilerine göre; Türkiye’de çalışma çağındaki (15-65 yaş) nüfusun erkek ve kadın dağılımı nerdeyse eşit olduğu halde[2], kadınların istihdama katılımı çok açık ara düşüktür.  Veriler kadınların istihdama katılımı konusundaki çabaların yeterli olmadığını göstermektedir. Bu hususta, DİSK/GENEL-İŞ Araştırma Dairesi’nin Mart 2020’de yayınladığı Kadın Emeği Raporu verilerine göre; Türkiye’de erkek nüfusunun yüzde 72,7’si kadın nüfusunun yalnızca yüzde 34,2’si işgücüne katılabilmektedir. İstihdama katılım oranı erkeklerde yüzde 65,7 iken kadınlarda yüzde 29,4’tür[3].

Daha da vahim olan ise Türkiye’nin; oldukça ciddi bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği kaynaklı ve aile içi şiddet sorunu içinde yaşamakta olduğudur. Hemen her 10 kadından 4'ü yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel ve/veya cinsel şiddete uğramaktadır. Şiddet mağduru her 10 kadından 6’sı maruz kaldıkları şiddet sonucu 3 kez veya daha fazla sayıda yaralanmaktadır[4]. 2021 yılının henüz ilk 2 ayında 49’a kadının öldürülmüş olması[5] durumun vahametini göstermeye yeterlidir.

Bu vahim durumun derhal önlenmesi zorunludur. Kadın cinayetleri ve kadına karşı şiddet suçlarını caydırıcı yaptırımlar ile bu tür şiddet olaylarını önleyici etkili tedbirler getiren yasal düzenlemeler acil olarak yapılmalıdır. Öncelik tanınarak ve sıkı denetime tabi tutularak yasaların amacına uygun biçimde uygulanmaları sağlanmalıdır. Bu konuda en küçük bir ihmale veya tedbirsizliğe dahi izin verilmemelidir. Bu anlamda hemen alınabilecek ilk ve en önemli adım İstanbul Sözleşmesi’nin tam ve etkin uygulanmasıdır.

Ancak sorunun kök nedeni çözülmediği sürece yasal düzenlemelerle getirilecek yaptırım ve tedbirlerin ne kadar etkili uygulansalar da kadına yönelik şiddeti önlemeye asla yeterli olmayacağı unutulmamalıdır.

Sorunun kök sebebi toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Kadının toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve sair yöntem ve önyargılarla sosyal ve ekonomik hayatın dışına itilmiş ve ekonomik ve sosyal olarak zayıf duruma düşürülmüş olması ülkemizdeki kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin en büyük sebeplerinden birisidir. Dolayısıyla kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi soruna neden olan kök sebebin ortadan kaldırılması, toplumda dezavantajlı durumda olan kadınları güçlendirerek toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak yasal ve sosyal reformların yapılması ile mümkündür.  

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve kalkınmasının önünde de ciddi bir engeldir. Nitekim Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” arasında yer alan 5 numaralı “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” başlıklı amaçta “Kadınlar ve kız çocuklarının güçlendirilmesinin çarpan etkisi yarattığı ve ekonomik büyümeyi ve her alanda gelişmeyi hızlandırdığı defalarca kanıtlanmıştır.“ denilerek sürdürülebilir kalkınması için  toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi net bir şekilde ortaya konulmuş bulunmaktadır.

Kadınların siyasete, ekonomik ve sosyal hayatın her noktasına eksiksiz ve etkin bir biçimde katılması, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasını hızlandıracak, Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklere ileri derecede saygılı çağdaş ve demokratik bir toplum düzenine kavuşmasını sağlayacaktır.

Bizler, Gün + Partners Avukatlık Bürosu; güçlü bir toplumun ancak eşitlik ve adaletle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun sonuçlarını kendi organizasyonumuzda görüyoruz. Eşit fırsatlar verildiğinde kadınların iş hayatında başarılı olacağının ispatını kendi büromuzda gözlemliyoruz. Çalışanlarının %60’ı ve yönetimdeki avukatlarımızın %80’i kadın olan Büromuz, Dünya genelindeki en büyük kurumsal sürdürülebilirlik girişimi olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni (UN Global Compact) Türkiye'de ilk imzalayan kurumlardan birisidir. Bu belge ile taahhüt etmiş olduğumuz sorumlulukları yerine getirmekten, kadın girişimcilere destek olmaktan gurur duyuyoruz.

Ülkemizdeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek, kadınların dezavantajlı oldukları alanlarda güçlendirerek eşit haklara kavuşturmak için en azından aşağıdaki hususlarda tedbirler alınmalıdır:

  • Eğitimde kadınlara tam fırsat eşitliği sağlanmalıdır.
  • Kamuda ve özel sektörde tüm karar verme düzeylerinde kadınların eşit temsili sağlanmalı, yönetim kademelerinde kadınlar için kotalar uygulanmalıdır.
  • Kamuda ve özel sektörde işe giriş, terfi, girişimcilik, yatırımlar ve liderlik gibi her konudaki fırsatlara kadınların eşit erişimleri güvence altına alınmalıdır.
  • Ülke politikalarının oluşturulmasına, siyasete, kamu yönetimine kadınların adil ve dengeli katılmaları ve temsil edilmeleri sağlanmalı, bu sağlanıncaya kadar kadınlar lehine kotalar uygulanmalıdır.
  • İşyerlerindeki ayrımcılık ve ayrımcılığa neden olan durumlar ortadan kaldırılmalı, kayıt dışı istihdama ve uzun çalışma sürelerine karşı denetim mekanizmaları geliştirilmeli, caydırıcı önlemler alınmalıdır.
  • Kadınların girişimcilik ekosistemine katılımını güçlendirmek, sahip oldukları veya yönettikleri şirketlerin sayısını artırmak için teşvikler getirilmelidir.
  • Geniş kapsamlı eğitimler ve kampanyalar yoluyla toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında tüm kamuoyunda tam farkındalık yaratılmalı; kadınlar hakkında önyargı içeren sosyal normlar kaldırılmalı, kadınların ilerlemesine engel olan cinsiyete dayalı rollerde değişime destek verilmelidir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kalkması için ülkemizde bugüne kadar önemli adımlar atılmış olmasına rağmen; mevcut durum, çok uzun bir yolun daha başında olduğumuzu göstermektedir.

Bu uzun yolda öncelikli olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir insan hakları ihlali olduğu kabul edilmelidir. İstanbul Sözleşmesi tam ve etkin olarak uygulanmalı, bu konuda GREVIO raporunda belirtilen tüm eksiklikler derhal yerine getirilmelidir.

8 Mart vesilesiyle toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için herkesi kendisine düşen görevi yerine getirmeye davet ediyoruz.

[1] http://www3.weforum.org/docs/WEF_GGGR_2020.pdf
[2] TÜİK 2020 verilerine göre; çalışma çağındaki (15-65 yaş) nüfus, toplam nüfusun %67,7’sini oluşturmaktadır. Bu yaş aralığındaki erkek nüfusu 28.617.683 iken; kadın nüfusu 27.974.887’dir. Bu rakamlar, çalışma çağındaki nüfusun,  %50,5’inin erkek ve %49,5’inin de kadın olduğunu göstermektedir. Genel nüfus ortalamasında ise, toplam nüfusun %50,1'ini erkekler, %49,9'unu ise kadınlar oluşturmaktadır.
[3] DİSK/GENEL-İŞ  Türkiye’de Kadın Emeği Raporu Mart 2020 https://www.genel-is.org.tr/turkiyede-kadin-emegi-raporumuz-yayimlandi,2,21031#.YDj-KWgzY2w
[4]Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, s. 44-45, 2014 http://www.hips.hacettepe.edu.tr/TKAA2014_Ozet_Rapor.pdf
[5] http://anitsayac.com/?year=2021