Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “Sultans Of the Dance” kararı ve karardan çıkarımlar


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YGHK) “Sultans Of the Dance” isminin, bu ismi yaratan ve kullanan taraflar arasında, ismin kullanımını kısıtlayan protokol hükümleri nedeniyle taraflardan birisince marka olarak tescil ettirilemeyeceğine karar verdi.

YHGK 14 Şubat 2018 tarihli bir kararında (E. 2017/11/85 K.2018/209, yayım tarihi Temmuz 2018) tarafların, taraflardan birisi tarafından yaratılıp diğeri tarafından gösteri ismi olarak uzun yıllar boyunca kullanılan ve tanıtılan “Sultans of the Dance” isminin ortak malları olduğuna ve tek başlarına kullanmayacaklarına dair sonradan imzaladıkları yazılı protokolün, “Sultans of the Dance” ismi için söz konusu protokolün taraflarından birisinin hakim ortağı olan davacı şirket tarafından yapılan marka tescil başvurusuna engel teşkil edeceğini kabul etmiştir.

Bilindiği üzere Türk Hukuku’nda sözleşme özgürlüğü prensibi hakim olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 26. maddesi ile tarafların bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebileceği düzenlenmiştir.

Bu kapsamda, söz konusu karar ile YHGK, bir marka başvurusunu bir işaretin/markanın kullanımının sınırlandırılmasına yönelik sözleşmeyi dikkate alarak reddeden Türk Patent ve Marka Kurumu kararını uygun bulmuş ve tarafların sözleşme ile marka başvurusunda bulunma haklarını sınırlandırma özgürlükleri olduğunu kabul etmiştir. YHGK aynı zamanda bu tipteki bir sözleşmenin aksinin ancak aynı türdeki bir delille, yani sözleşmeyle ispat edilebileceğini belirterek bu tip sözleşmelerin uyuşmazlıklardaki delil gücünü ortaya koymuş ve bu vesileyle de tarafların markaların kullanımı konusundaki iradesine öncelik tanımıştır.

YHGK kararı, bir isim üzerinde ortak sahiplik öngören ve söz konusu ismin taraflardan birisi tarafından tek başına kullanımını sınırlandıran bir sözleşmenin, markanın tarafların birisi tarafından tesciline engel olmada geçerli bir gerekçe ve delil olacağını göstermiştir. Bu karar bir isim üzerindeki ortak sahiplik ile ilgili sözleşmelerin taraflar arasında sonradan taraflardan birisinin bu ismin marka olarak tescil ettirilmek istenmesi durumunda bağlayıcı olduğunu, bu nedenle, sözleşme yapılmadan önce bu tür sonuçlarının da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.