Paris Sözleşmesi'nin 2nci Mükerrer 6ncı (6ter) Kapsamında Menşe Ülkedeki Marka Tescilinin Örtülü İzin Olarak Değerlendirilmesi
ABD merkezli çok uluslu bir televizyon kanalı, Türkiye’de iki marka başvurusunda bulunmuştur. Söz konusu marka işaretlerinin her ikisi de ön planda ek kelime unsurları içeren ve arka planda Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal bayrağını kısmen barındıran stilize bir tasarımdan oluşmaktadır. Her iki başvuru da Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) tarafından, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 5/1(g) maddesi uyarınca re’sen reddedilmiştir. Anılan hüküm, “Paris Sözleşmesinin 2nci mükerrer 6ncı maddesine göre reddedilecek işaretler marka olarak tescil edilemez.” şeklindedir.
Başvuru sahibinin itirazı üzerine TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu, ABD ulusal bayrağı başvuru konusu işaretlerde birebir tasvir edilmemiş olmasına rağmen, Paris Sözleşmesi’nin 6ter maddesinin, korunan devlete ait bayrağın hükümranlık armacılığı yönünden her türlü taklidine karşı koruma sağladığına karar vermiş ve bu doğrultuda, itiraza konu işaretlerin bir bütün olarak ABD ulusal bayrağının hükümranlık armacılığı yönünden taklidi niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır.
Başvuru sahibinin, markalarının ilgili ülkede tescilli olmasının bu mutlak ret nedeninin uygulanmasının önüne geçeceği yönündeki iddiasına ilişkin olarak ise Kurul, konunun ülkesellik ilkesi doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kurul ayrıca, ilgili ülkede gerçekleştirilen tescillerin Türkiye’de tek başına marka tescili hakkı doğurmayacağını ifade etmiştir.
TÜRKPATENT’in karara itiraz sonucunda ret keyfiyetini sürdürmesi üzerine başvuru sahibi, söz konusu kararların iptali talebiyle yargı yoluna başvurmuştur.
Mahkeme Kararları
İlgili YİDK kararlarının iptaline ilişkin davalar, Ankara’daki farklı fikri ve sınai haklar hukuk mahkemelerinde görülmüştür.
İki davadan biri sorunsuz şekilde ilerlemiştir. Zira ilgili ihtisas mahkemesi, uyuşmazlık konusu işaretin ABD’nin ulusal bayrağının hükümranlık armacılığı yönünden taklidi niteliğinde olduğunu kabul etmekle birlikte, aynı işaretin ABD’de tescil edilmiş olması ve ilgili devletin, ABD ulusal bayrağının hükümranlık armacılığı yönünden taklidi olarak değerlendirilen bu işaretin tescili bakımından herhangi bir engel görmemiş olması karşısında, Kurumun tescil başvurusunu reddetmesinin haklı olmadığını değerlendirmiştir. Kurumun söz konusu mahkeme kararına karşı yaptığı istinaf ve temyiz başvuruları sırasıyla Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay tarafından da reddedilmiş ve başvuru sahibi lehine verilen mahkeme kararı kesinleşmiştir.
İkinci markaya ilişkin davada ise bir diğer ihtisas mahkemesi, ilk derece aşamasında TÜRKPATENT’in kararının haklı olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, ABD ulusal bayrağının hükümranlık armacılığı yönünden taklidi olarak değerlendirilen bir işaret söz konusu olduğunda, ABD’de gerçekleştirilen tescilin tek başına Türkiye’de tescil hakkı doğurmayacağını değerlendirmiştir.
Başvuru sahibinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış; Paris Sözleşmesi’nin 6ter maddesinin armaların, bayrakların ve diğer devlet amblemlerinin, devletler tarafından kabul edilen resmi işaretlerin ve kontrol ve garanti işaretlerinin, “yetkili makamların izni olmaksızın” tescil edilmesini ve bunların hükümranlık armacılığı yönünden her türlü taklidini yasakladığına dikkat çekmiştir.
Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlık konusu işaretin ilgili ülkede tescile uygun bulunmuş olmasının yetkili makam tarafından verilmiş örtülü bir izin olarak değerlendirilebileceği sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla, söz konusu işaretin Türkiye’de marka olarak tescilinin reddedilmesinin haklı olmadığına karar vermiştir.
Yargıtay da Bölge Adliye Mahkemesinin kararını onamış ve bu davada da başvuru sahibi lehine verilen mahkeme kararı kesinleşmiştir.
Sonuç ve Analiz
Türk yargı içtihatlarında, bir marka başvurusunun Paris Sözleşmesi’nin 6ter maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini ele alan çeşitli kararlar bulunmakla birlikte, kamuya açık Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi hukuk daireleri kararları arasında, işbu yazıda bahsi geçen kararların, menşe ülkede gerçekleştirilen marka tescilinin ilgili devlet tarafından verilmiş örtülü bir izin olarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin değerlendirmelerin ve bu doğrultudaki nihai mahkeme kararlarının yegane emsali niteliğinde olduğu görülmektedir.
Kararların bazı yönleri tartışmaya açıktır. Özellikle, bir markanın menşe ülkesinde tescil edilmiş olmasının Paris Sözleşmesi’nin 6ter maddesi kapsamında “yetkili makamlar tarafından verilmiş bir izin” olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışma konusu olabilir. Bununla birlikte, ilgili hukuk kuralının amacı ve temel gerekçesi ışığında değerlendirildiğinde, verilen nihai karar tarafımızca haklı ve yerindedir.
İlgili hukuk kuralının amacı, söz konusu devletin menfaatlerini korumak amacıyla, o devlete ait amblemlerle veya resmi işaretlerle aynı olan ya da belirli ölçüde benzerlik gösteren markaların tescilini ve kullanımını yasaklamaktır. Dolayısıyla bir işarette marka olarak kullanılan bayrağın veya amblemin ait olduğu devletin yetkili makamları, söz konusu işaretin marka olarak tescil edilmesine izin vermişse, başka bir ülkede bu tescilin “izin alınmaksızın” gerçekleştirildiği gerekçesiyle re’sen reddedilmesini ilgili hükmün temel amacıyla bağdaştırmak güçtür.
Bu doğrultuda, marka tescili ile devlet makamlarının izni arasındaki ayrım haklı bir hukuki tartışmaya yol açabilecek olsa da Türk mahkemelerinin bu davalardaki yaklaşımı, Paris Sözleşmesi’nin 6ter maddesinin makul ve amaca yönelik bir yorumu olarak değerlendirilebilir. Menşe ülkedeki tescilin ilgili devletin izni olarak kabul edilmesi, 6ter maddesinin aşırı şekilci bir biçimde uygulanmasını önlemekte ve egemen devletin kendi ambleminin veya bayrağının kullanımına ilişkin tutumuna gereken önemin verilmesini sağlamaktadır.