Patent Hakkının Meşru Kullanımının Sınırları Haksız Rekabet İddialarıyla Daraltılabilir Mi?
Güncel Yargıtay İçtihadı Işığında Bir Değerlendirme
Kuşkusuz patent sahiplerinin, münhasır haklarını korumak amacıyla patent ihlali davası açmaları ve ihlal şüphesi bulunan dava dışı üçüncü kişileri bilgilendirmeleri, patent hakkının sağladığı haklar kapsamında yer almaktadır. Bununla birlikte, özellikle ilaç sektöründe orijinatör firmalar ile jenerik firmalar arasındaki uyuşmazlıklarda, patent hakkının kullanımı ile haksız rekabet yasağı arasındaki sınır sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Bu makalemizde, patent ihlali davası açılması ve dava sürecinde dava dışı fason üreticiye ihtarname gönderilmesi nedeniyle patent sahibine yöneltilen haksız rekabet iddiaları, maddi ve manevi tazminat talepleri, Yargıtay’ın bozma kararı çerçevesinde incelenmektedir.
Bilindiği üzere patent hakkı patent sahibine belirli süreyle tekel niteliğinde haklar tanımaktadır. Bu hakların etkin biçimde korunabilmesi, patent sahibinin ihlal şüphesi doğuran fiillere karşı dava açabilmesini ve gerekli hallerde üçüncü kişileri bilgilendirebilmesini zorunlu kılabilmektedir. Patentten doğan bu hakların kullanımı, Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) düzenlenen haksız rekabet hükümleriyle kesiştiğinde, hukuki sınırların nerede başlayıp nerede sona erdiği konusu önem kazanmaktadır.
Yargıtay Mayıs 2025 tarihli kararı ile patent ihlali davası açılması ve bu dava sırasında mütecaviz firmanın dava dışı fason üreticisine gönderilen ihtarnamenin, haksız rekabet sorumluluğu doğurup doğurmayacağına ilişkin önemli ilkeler ortaya koymaktadır.
Yargıtay kararına konu somut uyuşmazlıkta, orijinatör firma, sahibi olduğu patent hakkına dayanarak bir jenerik firmaya karşı patent ihlali davası açmıştır. Patent ihlali iddiasına konu jenerik ilacın dolumu ise dava dışı fason üretim yapan firma tarafından yapılmakta idi.
Patent sahibi davacı firma, yargılama sırasında patent ihlal davasına konu edilen ilacının fason üretimini yapan firmaya da ihtarname göndererek ilgili patentin kapsamı ve devam eden dava hakkında bilgi verdikten sonra patentten doğan haklara saygı gösterilmesi talebinde bulunmuştur. Söz konusu ihtarda görülmekte olan davanın olası neticesi ve benzeri konular hakkında yorum yapılmamış; gerçeğe aykırı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Patent ihlali davası yargılaması sırasında davacı patent sahibi, delillere erişim sonrasında yani jenerik ruhsat dosyaları üzerinde yapılan ilk inceleme ve alınan bilirkişi raporu üzerine; jenerik ürünün patentin kapsamında olmadığı değerlendirmesinde bulunarak yargılamanın derhal sona ermesi, tahkikatın sonlandırılması konusunda beyanda bulunmuştur. Nihai olarak patent ihlal davasında herhangi bir ihtiyati tedbir kararı alınmaksızın dava reddedilmiş ve dosya temyiz edilmeksizin kapanmış ve karar kesinleşmiştir.
Bu davanın sonrasında jenerik firma, patent sahibine karşı haksız rekabet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talepli bir dava açmıştır. Bu davada jenerik firma patent tecavüzü davası nedeniyle ve patent sahibinin tecavüz iddiasına konu ilacın dolumunu yapan fason üreticiye ihtarname gönderilmesi nedeniyle piyasaya ilacını arz edemediğini, ilk jenerik ilaç olma fırsatını kaçırdığını, tüm bu fiillerin haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Yerel Mahkeme, patent sahibinin davayı dava dışı 3. Firma olan fason üreticiye bildirmesi hususunda gönderilen ihtarnamede doğru bilgilere yer verilmiş olmasına rağmen, sanki davada bir ihtiyati tedbir kararı verilebilirmiş izleniminin verildiği, bu durumun fason üreticinin üretimi durdurmasına neden olduğu kanaatiyle TTK m. 54/2 hükmü anlamında dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı ve haksız rekabete yol açıldığına hükmetmiştir. Davacının maddi tazminat talebinin ise deliller ile ispat edilemediği gerekçesi ile reddine ve davacının itibar kaybının manevi bir zarar oluşturduğu gerekçesiyle manevi tazminat isteminin kabulüne karar vermiştir.
Patent sahibinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14 Hukuk Dairesi nezdinde yaptığı istinaf başvurusu reddedilmiş ise de, söz konusu kararda patent hakkının kullanımı ile dürüstlük kuralı arasındaki denge yeterince tartışılmamış; ihtarnamenin içeriği ve kapsamı somut biçimde değerlendirilmemiştir.
Bu suretle patent sahibi en üst mahkeme sıfatını haiz Yargıtay nezdinde bir temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde Yargıtay, ilk derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi 14 Hukuk Dairesi’nin kararının bozulmasına hükmetmiştir.
Yargıtay’ın hukuka ve hakkaniyete uygun bozma gerekçesinde öne çıkan hususlar aşağıdaki başlıklar altında özetlenebilir:
i. Patent Hakkının Kullanımı ve Hukuka Uygunluk
Yargıtay’a göre, patent sahibinin patent ihlali davası açması ve bu davaya ilişkin olarak üçüncü kişileri bilgilendirmesi, patentten doğan haklarının kapsamındadır. Patent hakkının bu şekilde kullanılması, tek başına haksız rekabet olarak nitelendirilemez.
ii. İhtarname İçeriğinin Değerlendirilmesi
İnceleme konusu ihtarnamede;
- Patent ihlalinin kesin olarak gerçekleştiğine dair bir ifade bulunmadığı,
- İhtiyati tedbir kararı varmış gibi gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bir izlenim yaratılmadığı,
- Yargılama hakkında doğru ve objektif bilgi verildiği,
tespit edilmiştir. Bu nedenle ihtarnamenin, yanlış, yanıltıcı veya incitici nitelikte olduğu söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.
iii. TTK m. 54 Kapsamında Dürüstlük Kuralı
Yargıtay, patent sahibinin davranışlarının TTK’nın 54. maddesi anlamında dürüstlük kuralına aykırı olmadığını; patent ihlalinin varlığına ilişkin hukuki uyuşmazlık devam ederken, patent sahibinin bu durumu üçüncü kişilere bildirmesinin dürüstlük kuralının ihlali olarak kabul edilemeyeceğini değerlendirmiştir.
Netice itibariyle
Yargıtay’ın bu kararı, patent haklarının hukuka uygun şekilde kullanılması ile haksız rekabet yasağı arasındaki sınırların belirlenmesi bakımından önemli bir açıklık sağlamaktadır. Patent ihlali davalarının açılmasının ve üçüncü kişilerin iyi niyetli şekilde bilgilendirilmesinin patent hakkının meşru kullanım alanı içinde kaldığının açıkça vurgulanmasıyla, haksız rekabet iddialarının patent hakkının kullanılmasına karşı stratejik bir karşı hamle olarak ileri sürülmesinin önüne geçilmiştir. Karar, özellikle patent sahibinin eylemlerinin rakipler üzerindeki ticari etkisinden ziyade, bu eylemlerin objektif, ölçülü ve yanıltıcı olmayan bir biçimde, dürüstlük kuralına uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin esas alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Uygulamada bu yaklaşım, özellikle ilaç sektöründe faaliyet gösteren patent sahipleri bakımından önemli bir hukuki öngörülebilirlik sağlamaktadır; zira üçüncü kişilere yapılan bilgilendirmelerin gerçeğe uygun olması ve devam eden yargılamanın sonucuna ilişkin peşin hüküm içermemesi koşuluyla, patent haklarının ileri sürülmesinin sonradan haksız rekabet sorumluluğu doğurmayacağı teyit edilmiştir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise, bu karar ile sınai mülkiyet haklarının korunması ile rekabet hukukunun temel ilkeleri arasındaki hassas denge yeniden tesis edilmiş; münhasır hakların etkin şekilde korunması sağlanırken, bu hakların aldatıcı veya baskılayıcı uygulamalar yoluyla kötüye kullanılmasının da önüne geçilmiştir.