Bölge Adliye Mahkemesinin Dikkat Çeken Kararı: Cilpara vs. Chip-para
Bölge Adliye Mahkemesinin yakın tarihli kararlarından biri, karıştırılma ihtimaline ilişkin yaklaşımı ve hüküm kısmında ulaşılan beklenmedik sonuç itibarıyla özellikle dikkat çekicidir.
İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı, Türkiye’nin en büyük bankalarından biri olup, davaya dayanak markası ise, kredi kartı kullanıcılarına sunulan bir ödül puan sistemi olarak bilinen “Chip-para” markasıdır. Uyuşmazlığa konu edilen marka ise, manyetik ve optik okuyucu kartlar ile finansal ve parasal hizmetler de dâhil olmak üzere, Nice Sınıflandırması’nın 9, 35 ve 36. sınıflarındaki mal ve hizmetler bakımından tescili talep edilen “Cilpara” markasıdır.
Her iki marka da “para” ibaresini ortak unsur olarak içermekle beraber, uyuşmazlık konusu “Cilpara” markası bir bütün olarak Türkçe veya İngilizcede belirli bir anlama sahip olmayıp Türkçede yazıldığı gibi telaffuz edilmektedir. Buna karşılık, davaya dayanak “Chippara” markasının başlangıç kısmı “ç” harfi ile “çip-para” şeklinde okunmaktadır.
Uyuşmazlık, aşağıda görselleri sunulan “Chip-para” ile “Cilpara” markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı noktasında yoğunlaşmaktadır.
|
|
|
|
Davaya konu edilen marka |
Davaya gerekçe gösterilen markalar |
Türk Patent ve Marka Kurumu ile İlk Derece Mahkemesi Kararları
Türk Patent ve Marka Kurumunun (Kurum) hem yayına itiraz aşamasındaki hem de yayına itirazın yeniden incelenmesi sürecindeki yaklaşımı nettir: markalar arasında benzerlik bulunmadığı ve karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır.
“Chip-para” markasının sahibi tarafından markanın hükümsüzlüğü talebi ile birlikte açılan karar iptal davasında davalılardan Kurum, uyuşmazlık konusu markaların başlangıç kısımları arasındaki fonetik farklılıklara vurgu yapmıştır. Kurum ayrıca, her iki markada da yer alan “para” ibaresinin düşük ayırt edicilik düzeyine sahip olduğunu belirtmiş ve ayırt ediciliği düşük olan zayıf markaların yalnızca sınırlı korumadan yararlanabileceği ilkesine atıfta bulunmuştur. Bu kapsamda Kurum, söz konusu markaların yüksek ayırt edicilik gücüne sahip markalarla aynı düzeyde korumadan yararlanamayacağını vurgulamış ve markalar kapsamındaki bir kısım mal ve hizmetin benzerliğine rağmen ihtilaf konusu markalar arasında karıştırılma ihtimalinin doğmayacağı yönündeki görüşünü yinelemiştir.
Uyuşmazlık konusu markanın sahibi olan diğer davalı ise davaya herhangi bir cevap sunmamıştır.
Yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesi öncelikle markalar kapsamında yer alan aynı/benzer mal ve hizmetleri tespit etmiş ve akabinde taraf markalarının ayırt edici unsurlarının “Chip” ve “Cil” ibareleri olduğu ve -davalı Kurumun savunmalarının aksine- markalarda yer alan “para” ibaresinin ortak kullanımının ilgili tüketici nezdinde işaretlerin parasal mal ve hizmetlere ilişkin olduğu, ticari açıdan bağlantılı bulunduğu veya birbirinin devamı niteliğinde seri markalar olduğu yönünde bir algı oluşturabileceği kanaatine ulaşılmıştır.
Bu doğrultuda ilk derece mahkemesi uyuşmazlık konusu markaların karıştırılma ihtimali yaratacak derecede benzer olduğu sonucuna ulaşarak davanın kısmen kabulüne ve Kurum kararının iptali ile davaya konu markanın aynı/benzer mal ve hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar vermiştir.
İstinaf süreci
Davacı ilk derece mahkemesinin davanın kısmen reddi yönündeki kararını istinaf ederek, davanın tümden kabulüne karar verilmesini; davalılardan Kurum da istinaf başvurusunda bulunarak davanın kısmen kabulü yönündeki ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı ise karara karşı istinaf başvurusunda bulunmamıştır.
İstinaf incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece Mahkemesinin yaklaşımından farklı olarak markalar arasındaki işitsel farklılıklara odaklanmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi uyuşmazlık konusu markanın yazıldığı şekilde “cilpara” olarak telaffuz edildiğini, buna karşılık davacının davaya dayanak markalarının ise “çip-para” olarak telaffuz edildiğini vurgulamış; böylece markaların ayırt edici unsurlarının başlangıç ve bitiş kısımlarının farklılık gösterdiğine dikkat çekmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca, Kurum tarafından da belirtildiği üzere, markalarda ortak olarak yer alan “para” ibaresinin düşük ayırt edicilik düzeyine sahip olması nedeni ile tek başına markaları benzer kılmaya yeterli olmadığını ifade etmiştir. Bu doğrultuda Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını kısmen kaldırarak Kurum kararının iptali talebiyle açılan davanın reddine hükmetmiştir. Bununla birlikte, uyuşmazlık konusu markanın kısmen hükümsüzlüğüne ilişkin karar ise, markanın sahibi olan diğer davalı tarafından istinaf edilmeksizin kesinleştiğinden, geçerliliğini korumuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi ile Kurumun aynı sonuca ulaştığı bu uyuşmazlıkta, kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtayın görüşü beklenmektedir. Bununla birlikte, davanın marka sahibi tarafından takip edilmemesi ve istinaf yoluna başvurulmaması nedeniyle, ihtilaf konusu markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığına ilişkin karar kesinleşse dahi, uyuşmazlık konusu markanın kısmen hükümsüzlüğü yönündeki karar kesinleştiğinden bu sonuç değişmeyecektir.
Marka sahipleri açısından öne çıkan husus
Bu durum, marka sahiplerinin davalı sıfatıyla yer aldıkları karar iptal davalarında, en azından ilk cevabın sunulması aşamasında ve istinaf süreçlerinde aktif şekilde yer almalarının önemini ortaya koymaktadır.