Türkiye’de Fikri Mülkiyet Uygulaması: 2025 Yılına İlişkin İzlenimler
2025 yılı, Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının korunması bakımından köklü bir dönüşüme sahne olmamakla birlikte; uygulamanın belirli alanlarda daha öngörülebilir hale geldiği bir dönem olarak değerlendirilebilir. Özellikle son yıllarda atanan hâkimlerin fikri mülkiyet alanının dinamiklerine giderek daha aşina hale gelmiş olmaları, kararların gerekçelendirilmesi ve sürecin yönetimi bakımından daha öngörülebilir bir yaklaşımın oluşmasına katkı sağlamıştır.
Yıl boyunca farklı sektörlere ilişkin uyuşmazlıklar ve özellikle marka ihlallerine dayalı uyuşmazlıklarda çok sayıda ihtiyati tedbir kararı alınmıştır. İhtiyati tedbir kararları, ihlalin yayılmasını önlemek ve esas davanın sonucunu beklemeksizin hak sahiplerinin ticari konumlarını korumalarına imkân sağlamak açısından son derece önemlidir. Önceki yıllarda bu kararların verilmesinde yaşanan gecikmelerin bu yıl büyük ölçüde giderildiği, güçlü ve sistematik bir delil hazırlığı ile ihtiyati tedbir mekanizmasının etkin şekilde kullanılabildiği gözlemlenmiştir.
Elbette uygulamada tam bir yeknesaklık sağlandığını söylemek mümkün değildir. Bazı mahkemelerde ispat standardı ve ihtiyati tedbir koşullarının değerlendirilmesi bakımından farklı yaklaşımlar görülebilmektedir. Bununla birlikte, genel çerçevede, uygulamanın olumlu bir seyir izlemekte olduğu değerlendirilmektedir.
Öte yandan bilirkişi incelemeleri bakımından gecikmeler 2025 yılında da yaşanmıştır. Ankara ve İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemelerinde (FSHHM) bilirkişi raporlarının son derece kısa süreler içerisinde hazırlanabildiği gözlemlenmektedir. Buna karşılık, İstanbul FSHHM’lerinde dosya yoğunluğu bilirkişiler nezdinde iş yükünün doğru yönetilememesine sebep olabilmektedir. Yine de bu süreçlerin de Mahkeme kanalıyla sıkı takip edilmesinin, bilirkişi aşamalarının da makul süreler içinde tamamlanabilmesini sağlamakta olduğu düşünülmektedir.
Buna karşılık, tazminat davaları bakımından bazı yapısal güçlüklerin devam ettiği görülmektedir. Özellikle karşı tarafların mali ve ticari verileri sunmaktan kaçınması, zararın tam ve somut şekilde hesaplanmasını zorlaştırmaktadır. Bu noktada sektör bazlı lisans bedeli analizlerinin daha sistematik biçimde kullanılması ve emsal sözleşme pratiğinin geliştirilmesi, tazminat hesaplamalarında daha sağlıklı ve öngörülebilir sonuçlara ulaşılmasına katkı sağlayabilir. Bu alanda ilerleme potansiyeli bulunduğu açıktır.
Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının korunması bakımından yapılan değerlendirmede en sık işlenen konulardan biri de kötü niyetli marka başvurularıdır. Oysa kanaatimizce kötü niyetli marka başvurularına karşı geliştirilen yaklaşım artık yerleşmiş durumdadır. Gerek Türk Patent ve Marka Kurumu gerekse uzmanlaşmış FSHHM’ler, kötü niyet iddialarını somut kriterler çerçevesinde değerlendirmekte; taraflar arasındaki ticari ilişkiler, markaların benzerliği ve başvuruların zamanlaması gibi unsurları dikkate alarak oldukça isabetli kararlar vermektedir. Bu yönüyle Türkiye, kötü niyetli tescillere karşı sağladığı koruma seviyesi bakımından birçok ülke ile karşılaştırıldığında güçlü bir konumda bulunmaktadır.
Türk Patent ve Marka Kurumu süreçlerine baktığımızda; 2025 yılı itibariyle kullanmama sebebiyle iptal mekanizması bakımından da uygulamanın daha belirli hale geldiğini söyleyebilmek mümkündür. Sürecin yürürlüğe girdiği 2024 yılı sonrasında ilgili yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin beklenmesi, süreçlerde bazı tereddütlere yol açmıştı. Ancak Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde verilen kararların artmasıyla birlikte, kullanım delillerinin titizlikle incelendiği ve gerçek, ciddi ve ticari kullanımın somut kriterler üzerinden değerlendirildiği görülmektedir. Bu durum, taraflar bakımından daha net bir çerçeve oluşmasına katkı sağlamaktadır.
Öte yandan, taklitle mücadele bakımından zorluklar varlığını sürdürmektedir. Özellikle ceza soruşturmaları kapsamında arama ve el koyma süreçleri ile icra aşamasındaki uygulamalar zaman zaman gecikmelere yol açabilmektedir. Bu konuda da çok sayıda eğitim ve toplantılar ile süreçleri geciktiren hususların varlığını çözmek amacıyla çalışmalar sürdürülmektedir.
Sonuç olarak 2025 yılı, Türkiye’de fikri mülkiyet uygulamasında dramatik bir değişimden ziyade, belirli alanlarda istikrarın ve öngörülebilirliğin güçlendiği bir dönem olarak değerlendirilebilir. İhtiyati tedbir mekanizmasının etkin kullanımı, kötü niyetli başvurularla mücadelede yerleşik yaklaşım ve kullanmamaya dayalı iptal uygulamasındaki netlik sistemin güçlü yönleri arasında yer almaktadır. Tazminat hesaplamaları ve cezai koruma süreçlerinde ise gelişime açık alanlar bulunmaktadır.