Uyarlamalar ve Telif Hukuku Bağlamında “Yan Yana” Filmi Hakkında Bir İnceleme
Yönetmenliğini Mert Baykal’ın yaptığı, senaryosunu Aziz Kedi, Feyyaz Yiğit ve Mert Baykal’ın birlikte kaleme aldığı Yan Yana – tam adıyla Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana – filminin geçtiğimiz Kasım ayında vizyona girmesiyle birlikte, Türkiye’de uyarlama eserler ve telif hukuku arasındaki ilişkiye dair tartışmaların yeniden canlandığı görülmüştür. Filmin açılışında açıkça, Olivier Nakache ve Éric Toledano tarafından yazılıp yönetilen 2011 yapımı Intouchables filminin bir uyarlaması olduğunun belirtilmesine rağmen, özellikle sosyal medya ve benzeri mecralarda eserin amiyane bir tabirle “çalıntı” olduğu yönündeki iddialar, konuya ilişkin kavramsal ve hukuki bir belirsizliğin hâlen varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Bu durum, uyarlama eser kavramının telif hukuku bakımından sınırlarının netleştirilmesini gerekli kılmaktadır.
Uyarlama eserlerin sinema ve televizyon alanında giderek yaygınlaşması, telif hukuku bakımından işlenme eser kavramının önemini artırmıştır. Özellikle uluslararası ölçekte başarı kazanmış eserlerin farklı kültürlerde yeniden yorumlanması, bu yapımları yalnızca estetik değil, aynı zamanda hukuki açıdan da dikkate değer inceleme konuları hâline getirmektedir. Bu bağlamda Intouchables senaryosunun Türkiye’de Yan Yana filmi aracılığıyla yeniden üretilmesi, uyarlama eserlerin hem Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) çerçevesindeki hukuki niteliğini hem de kültürel yerelleştirme süreçlerini görünür kılan güncel bir örnek teşkil etmektedir.
FSEK m. 6’da düzenlenen işlenme eser kavramına göre, “diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan fikir ve sanat mahsulleri” işlenme olarak kabul edilmektedir. Kanun, işlenme eser türlerine örnek olarak ilim ve edebiyat eserlerinin filme alınmasını veya filme alınmaya / radyo ve televizyon yayınına elverişli hâle getirilmesini açıkça saymaktadır. Aynı madde kapsamında, ancak kaynak eserin sahibinin haklarına zarar vermeyen ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmelerin eser sayılacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede, bir eserden bu amaçla yararlanılabilmesi için öncelikle kaynak eser sahibinden izin alınması gerekmekte; ayrıca ortaya çıkan işlenmenin eser niteliği kazanabilmesi için belirli bir yaratıcı çabanın ürünü olması aranmaktadır.
Türkçeye Can Dostum adıyla çevrilen Fransız yapımı Intouchables, boyundan aşağısı felçli, varlıklı bir adam ile banliyö kökenli genç bir bakım görevlisi arasında gelişen ilişkiyi konu alan dramatik yapısıyla, beklenmedik dostlukları merkezine alan ve sinema literatüründe “buddy comedy” olarak adlandırılan alt türün klasik örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yan Yana filmi de sadık bir uyarlama olarak, senaryonun temel akslarını korumakta; karakter işlevleri, dramatik kırılma noktaları, ilişkinin dönüşüm ekseni ve anlatının duygusal tonlaması bakımından büyük ölçüde aynı yapısal çerçeveyi sürdürmektedir.
Bununla birlikte Yan Yana’yı basit bir tekrar üretiminin ötesine taşıyan unsur, Türkiye bağlamında gerçekleştirilen kültürel yerelleştirme tercihleri olmuştur. Hikâyenin coğrafi yerleşimi Türkiye’nin sosyo‑kültürel gerçeklerine uyarlanmış; karakterlerin sınıfsal konumları, aile ilişkileri, mizah anlayışı ve dramatik vurguları ülkemizdeki izleyicinin aşina olduğu kültürel kodlarla yeniden inşa edilmiştir. Örneğin Intouchables’ta Philippe karakteriyle özdeşleşen klasik Batı müziği tutkusu, Yan Yana’da Haluk Bilginer’in canlandırdığı Refik karakterinin Klasik Türk mûsıkîsine olan ilgisiyle karşılık bulmaktadır. Benzer şekilde Omar Sy’ın performansıyla ölümsüzleşen Driss karakterinin R&B ve soul müzik ile kurduğu kültürel bağ – ve bu bağlamda filmde önemli bir yer tutan Earth, Wind & Fire parçaları – Yan Yana’da Feyyaz Yiğit’in canlandırdığı Ferruh karakterinin Roman havası ezgileriyle ikame edilmiştir. Yine Intouchables’ın ikonik açılış sahnesinde yer alan polis kontrolü sekansı, Yan Yana’da da benzer bir dramatik işlevle yeniden üretilmiştir. Ferruh ve Refik’in lüks bir spor arabayla hız yaparken polis tarafından durdurulması, Ferruh’un felçli olan Refik’i acil hastaneye yetiştirdiklerini söyleyerek polisi kandırması sahnesi birebir tekrarlanırken, bu esnada Ferruh’un bazı araçlarda bulunan çakar/tepe lambalarının parayla alınıp alınamayacağını sorgulaması, sahneyi Türkiye’ye özgü bir mizah ve gerçeklik algısıyla yeniden konumlandırmaktadır.
Aslında Intouchables her ne kadar senaryosuyla klasikleşmiş bir film olsa da, farklı dil ve kültürlerde yeniden üretilmesi Yan Yana ile sınırlı değildir. Film daha önce 2016 yapımı Hindistan filmi “Oopiri”, Arjantin yapımı “Inseparables” ve 2017 tarihli ABD uyarlaması “The Upside” ile farklı bağlamlarda yeniden yorumlanmıştır. Bu uyarlamalar arasında The Upside, Hollywood anlatı geleneğinin klasik yapısal düzenini benimseyerek hikâyeyi Amerikan toplumunun sınıf ilişkileri, şehir yaşamı ve kimlik politikaları çerçevesinde yeniden kurmaktadır. Her ne kadar mizah dili ve dramatik vurgu, Intouchables’ın Fransız kültürüne özgü tonundan ayrışsa da, temel anlatı iskeleti tanınırlığını korumaktadır. Bu tür lisanslı “remake” veya uyarlamalarda, kaynak eser sahibinden alınan izin, uyarlamanın hem hukuki meşruiyetini hem de uluslararası yapım piyasasında dolaşımını güvence altına almaktadır.
Uyarlama pratiği, Türkiye’de yalnızca güncel yapımlara özgü bir durum olmayıp, Yeşilçam döneminde de sıklıkla başvurulan bir yöntem olmuştur. Bu bağlamda 1971 yılında Nejat Saydam’ın senaryosunu yazıp yönettiği ve başrollerinde Deniz Gökçer ile Salih Güney’in yer aldığı Aşk Hikâyesi, 1970 ABD yapımı Love Story filminin bir uyarlaması olarak anılmaktadır. Benzer şekilde Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun’un başrollerini paylaştığı Sen Bir Meleksin filmi, The Sound of Music filminin Türkiye bağlamında yeniden yorumlanmış bir örneği olarak değerlendirilmektedir.
Uyarlamalarda tanınabilir anlatı yapısının korunması hukuken açıklanabilir bir durumken, yerelleştirme düzeyinin artması eserin özgünlüğünü, yani işleyenin yaratıcı katkısını güçlendirmektedir. Bununla birlikte, hukuki açıdan yaratıcı katkının yoğunluğu ne olursa olsun, kaynak eserin dramatik yapısı, karakter ilişkileri veya olay örgüsü ayırt edici biçimde tanınabildiği hallerde, işlenme eser niteliği devam etmekte ve buna bağlı olarak istifade edilen eserin sahibinden izin zorunluluğu ortadan kalkmamaktadır.
Bu çerçeve yalnızca sinema filmleriyle de sınırlı değildir. Türkiye’de uzun süredir uygulanan uyarlama dizi pratiği de benzer bir hukuki mantık üzerine kuruludur. Medcezir – The O.C. ve Kavak Yelleri – Dawson’s Creek eşleşmeleri, gençlik dramalarının temel iskeletinin kültürel adaptasyon yoluyla yeniden üretildiği örneklerdir. Doktorlar–Grey’s Anatomy, Mucize Doktor–The Good Doctor ve Hekimoğlu–House ise medikal drama formatlarının Türkiye’de resmî lisanslarla yeniden hayata geçirilmesine örnek teşkil etmektedir. Bu yapımlarda benzerlikler çoğunlukla dizilerin “kabuk” yapısında yoğunlaşmaktadır. Dizilerdeki bölüm içeriklerinin zamanla ciddi ölçüde farklılaşması ise daha çok “televizyon formatlarının” korunması meselesiyle ilişkilendirilebilmektedir.
Televizyon yapımcılığı sektöründe büyük ekonomik ve yaratıcı değer taşıyan program formatlarının hukukumuz bakımından açık ve yeknesak bir tanımı bulunmamaktadır. Bununla birlikte Uğur Çolak, Televizyon Program Formatlarının Korunması adlı eserinde program formatlarını; bir programın adı, akışı, sunucunun konumu ve tutumu, stüdyo tasarımı, kamera hareketleri, anahtar ifadeler, sloganlar ve müzikler gibi programın tüm karakteristik unsurlarını içeren ve sahibinin hususiyetini taşıyan çerçeve plan veya taslaklar olarak tanımlamaktadır. Bu kapsamda yarışma programları, eğlence programları ve televizyon dizilerindeki tekrarlanabilir karakteristik unsurların televizyon formatlarını oluşturduğu kabul edilmektedir. Yazılı olarak tespit edilmiş ve sahibinin hususiyetini taşıyan bu formatların FSEK kapsamında eser sayılacağı yönündeki görüş, gerek yargı kararlarında gerek doktrinde baskın hâle gelmiştir. Dolayısıyla FSEK m. 1/B(1)(a) uyarınca, özgünlük ve somutlaşma koşullarını taşıyan program formatlarının eser olarak korunacağı; bu formatlardan yararlanan yapımcıların ise tıpkı uyarlamalarda olduğu gibi kaynak format sahibinin izni veya lisansı çerçevesinde hareket etmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, ünlü film ve dizilerin farklı kültürlerde yeniden üretilmesi, dil ve kültürel bariyerler nedeniyle bu eserlere erişimi sınırlı olan izleyici kitleleri için önemli bir işlev görmektedir. Bu yapımlar telif hukuku bakımından kaynak esere bağlı, ancak yaratıcı katkılar içeren müstakil olmayan eserlerdir. İşlenme yoluyla veya format lisanslarıyla üretilen uyarlama eserler, yabancı bir eserin basit bir kopyası değil; hukuki izinle mümkün olan ve kültürel yaratıcılıkla şekillenen özgün anlatım biçimleri olarak değerlendirilmelidir.