Yargıtay’dan Marka Hükümsüzlüğü Davalarında Taraflar Arasındaki Sözleşmelerin Bağlayıcı Etkisini Teyit Eden Bir Karar

  • Davacı, bir sözleşme kapsamında davalının marka tesciline muvafakat etmiş; ancak daha sonra, önceki tarihli markanın hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
  • Yargıtay, tarafların gerçek ve farazi iradeleri dikkate alındığında söz konusu sözleşmenin önceki tarihli markayı da kapsadığına hükmetmiştir.
  • Muvafakat edilen markaya karşı hükümsüzlük davası açılması, dürüstlük kuralına aykırı bulunmuştur.

13 Ekim 2025 tarihli, 2025/2697 E., 2025/6214 K. sayılı kararında Yargıtay, davacının hükümsüzlük talebinin reddine ilişkin nihai kararı onamıştır ve böylece karar kesinleşmiştir.

Kararın Arka Planı

Taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunmaktadır ve tarım kimyasalları sektöründe KÖSEOĞLU markasını kullanmışlardır. 10 Ekim 2013 tarihli bir sözleşme ile ortaklık sona erdirilmiş, davalıya ait tescilli markalar davacıya devredilmiş ve davacı, 30 Haziran 2014 tarihine kadar davalı tarafından yapılacak marka başvurularına, “Köseoğlu” ibaresinin baskın unsur olarak kullanılmaması şartıyla, itiraz etmeyeceğini taahhüt etmiştir.

Davacı, davalının 21 Mart 2013 tarihinde (yani sözleşme tarihinden önce) yaptığı 2013 26322 sayılı A . . . KÖSEOĞLU ibareli markaya karşı hükümsüzlük davası açmıştır. Aynı davada, davalının markayı karıştırılma ihtimali yaratacak şekilde kullanması nedeniyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddialarında da bulunmuştur.

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Kararı

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, söz konusu markanın taraflar arasındaki ortaklık devam ederken, kötü niyetle yapıldığını ve davacının markaları ile karıştırılma ihtimali yarattığını tespit etmiştir. Bu nedenle markanın hükümsüzlüğüne karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca, davalının markayı, davacının fiili kullanımına benzer şekilde, neredeyse aynı tasarıma sahip yeşil çuvallar üzerinde, karıştırılma ihtimali yaratacak şekilde kullanması nedeniyle marka hakkına tecavüz iddiasını da kabul etmiştir.

Yargıtay Kararı

Davalı kararı temyiz etmiştir. Yargıtay, marka hakkına tecavüz yönünden kararı onamış ancak hükümsüzlük talebi bakımından kararı bozmuştur.

Yargıtay, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacının, KÖSEOĞLU markasının tescil ve kullanımına muvafakat ettiğini ve uyuşmazlığa konu markanın sözleşmede öngörülen şartlara uygun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, marka başvurusunun sözleşme tarihinden önce yapılmış olmasının tek başına kötü niyet teşkil etmediğini; buna karşılık muvafakat edilen bir markanın çeşitli sebepler ileri sürülerek hükümsüzlüğünün talep edilmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ifade etmiştir. Yargıtay, davalının markasının fiili kullanımının da hükümsüzlük için yeterli bir gerekçe oluşturmadığını vurgulamıştır.

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi ise önceki kararında direnmiş ve taraflar arasındaki sözleşmenin uyuşmazlığa konu markayı kapsamadığını, yalnızca sözleşme tarihi ile 30 Haziran 2014 tarihine kadarki zaman diliminde yapılan marka başvurularıyla sınırlı olduğunu belirtmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Davalı, direnme kararını temyiz etmiştir ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu direnme kararını bozmuştur.

Hukuk Genel Kurulu, tarafların ticari ilişkilerini sona erdirme istemleri ile gerçek ve farazi iradelerini birlikte değerlendirerek, sözleşme kapsamında verilen muvafakatin sözleşme tarihinden önce yapılmış marka başvurularını da kapsadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, muvafakat edilen bir markaya karşı hükümsüzlük talebinde bulunulmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğuna hükmetmiştir.

Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi bu karara uymuş; davacı kararı temyiz etmiş, ancak Yargıtay temyiz talebini reddederek hükmü onamıştır.

Değerlendirme

Bu karar, taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin marka tescil ve hükümsüzlük süreçlerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, sözleşmeyi yorumlarken tarafların gerçek ve farazi iradelerini esas alması da dikkat çekicidir.

Bu karar, önceki içtihatlarla da uyumludur. Nitekim Yargıtay, SULTANS OF THE DANCE markasına ilişkin kararında da, markanın taraflarca kullanılmayacağına dair bir sözleşmeye rağmen yapılan marka tescil başvurusunun reddinin isabetli olduğuna hükmetmiştir.

Uygulama bakımından bu karar, marka sahiplerine fesih, birlikte var olma (coexistence) veya sulh sözleşmelerinin geniş yorumlanabileceğini ve marka uyuşmazlıklarında tarafları bağlayıcı sonuçlar doğurabileceğini hatırlatmaktadır.

Aboneliğinizi Yönetin

Güncel hukuki görüşlerimiz ve etkinliklerimiz hakkında özelleştirilmiş bilgilendirme için abone olun.

×

Etik değerlerle inşa edilmiş, küresel ölçekte saygı gören kırk yıllık bir yolculuk. Hikayemizi keşfedin.