Tecavüz Davalarında Tescile Dayalı Kullanım Savunması


10 Ocak 2017 tarihinde 6769 sayılı SMK’nın yürürlüğe girmesi ile yürürlükten kalkan Marka KHK’sı dönemindeki yerleşik Yargıtay içtihadına göre, daha eski tarihli bir markaya iltibas ve tecavüz yaratıp yaratmasına bakılmaksızın, bir kullanımının tescilli bir marka hakkına dayanması halinde, bu kullanımın tecavüz yaratmadığı kabul edilmekteydi.

Bu içtihadın sonucu olarak, tescilli marka hakkına dayanan bir kullanım marka sahibine mutlak bir koruma, bir bağışıklık sağlamakta, dolayısı ile tescilli hakka dayanan kullanımlar aleyhine ihtiyati tedbir alınamamakta ve açılmış olan tecavüz davaları reddedilmekteydi. Daha eski tarihli marka sahibinin, öncelikle sonraki tarihli marka tescilini bir hükümsüzlük ya da iptal davası ile sicilden terkin ettirmesi, ancak daha sonra marka hakkına tecavüz davasını açması gerekmekte – ve bu halde dahi tescilin geçerli olduğu dönemdeki zararlarının tazminini sağlayamamaktaydı.

Tescilli markaya dayanan bu “hak”, marka tescilinin kötü niyetle kullanılmasına yol açmakta olduğu için sıklıkla eleştirilmekteydi. Açık bir biçimde tecavüze sebebiyet veren bir kullanım dahi, süresinde itiraz edilmemekle bir şekilde bir marka tesciline konu edilebilmişse, bu mütecaviz ve hatta kötü niyetli kullanımlar hukuken koruma altına alınmış oluyordu.

SMK’nın yürürlüğe girmesiyle beraber, Yargıtay içtihatlarıyla oluşturulan “Tescilli bir markanın kullanımı tecavüz teşkil etmez.” prensibi de ortadan kalkmıştır. SMK’nın 155. maddesi “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınaî mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmünü haiz olup, bir markanın tescilli olmasının önceki hak sahiplerinin açtığı tecavüz davasında bir savunma olarak ileri sürülemeyeceğini açıkça hüküm altına almıştır.

SMK ile getirilen bu düzenleme genel anlamda çok olumlu karşılanmıştır. İlk döneminde, ihtisaslaşmış fikri ve sınai haklar hukuk mahkemeleri dahil, ilk derece mahkemeleri hükmün uygulanması konusunda biraz çekingen davranmakla birlikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 2018 tarihli bu konudaki ilk kararında önündeki uyuşmazlık konusuna SMK’nın 155. maddesini açıkça uygulamış ve sonraki tarihli tescilli mütecaviz markanın kullanımının tedbiren önlenmesine karar vermiştir. Son dönemde bu yönde daha sıklıkla kararlar verildiği, özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’deki ihtisas mahkemelerinde uygulamanın netleştiği görülmektedir.

Özetle, SMK’nın 155. maddesi kapsamındaki düzenleme ile artık tescilli marka ya da sair hakların daha önceki tarihli haklara karşı bir savunma olarak ileri sürülemeyecek ve hakka bile dayansa, kullanımlar engellenebilecektir.

Öte yandan bu düzenleme ile, marka tescili ile elde edildiğine inanılan mutlak korumanın da artık ortadan kalkmış olduğunu belirtmek gerekir. Yani, bir marka itiraz süresinde hiçbir sorun ile karşılaşmamış ve sahibi tarafından iyi niyetle tescil edilmiş olsa da, markanın kullanımının daha eski tarihli bir markaya tecavüz yarattığı iddiası söz konusu olabilecek, markanın hükümsüzlüğü ya da iptali söz konusu olmadan, kullanımlar ihtiyati tedbir talebine ve tecavüz davalarına konu olabilecektir.

Dolayısı ile, SMK m. 155 mütecaviz ve özellikle kötüniyetli tescillere karşı ortaya kabul gören bir çözüm koymuş olsa da, ülkemizde uzun senelerdir kabul görmüş olan, marka tescilinin mutlak bir kullanım hakkı sağladığı ve tescile dayanan kullanımların koruma altında olduğu şeklindeki güvenlik duygusunu da ortadan kaldırmıştır. Artık bir marka seçilirken ve başvurusu yaparken eskisinden daha titiz bir inceleme yapılması, önceki tarihli benzer markaların tespitine yarayan “tescil edilebilirlik araştırması”na başvurulması ve benzer markaların tespiti halinde kullanım başlamadan hukuki görüş alınması artık eskisinden daha da önemli bir hale gelmiştir.

Daha fazla görüş

Paylaş