Adil Kullanım Hakkı


Fikri Mülkiyet hukuku temelde eser sahiplerinin yaratıcılığını ilgili eserler üzerinde kendilerine imtiyazlı haklar sağlayarak ödüllendirmekte ve sağlanan telif hakkı koruması kapsamında eserin sahibinin izni olmadıkça çoğaltılmasını, umuma iletilmesini, temsilini yahut başka şekillerde kullanımını yasaklamaktadır. Buna karşılık temelde Anglosakson hukuk düzeninde uygulama alanı bulan “Fair Use” (“Adil Kullanım”) doktrini telif hakkı sahibinin izni olmaksızın, telif korumasına tabi eser üzerinde sınırlı kullanımlara imkan tanımakta, böylece eser üzerindeki hak sahipliğinden doğan haklar ile kamu yararı arasında denge kurmayı amaçlamaktadır.

Türk hukukunda,  Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”), eser sahipliğinden doğan hakların sınırlandırılmasını ancak kanunda özel olarak belirtilen hallerde mümkün kılmaktadır. Gerçekten de FSEK ilgili konuyu 30-47 maddeleri arasında “Eser Üzerindeki Hakların Tahdidi” başlığı altında düzenlemektedir. Bazıları bireysel bazıları ise kamusal eylemlere ilişkin olan bu sınırlandırma hallerinin her biri kanunda açıkça tanımlanmakta ve bir kullanımın bu madde kapsamındaki hallere girmesi halinde ancak telif hakkına tecavüzden istisna sayılması söz konusu olmaktadır. Uygulama nispeten daha sık karşılaşılan FSEK madde 33’te düzenlenen “Temsil Serbestîsi” ve madde 35’te düzenlenen “İktibas Serbestîsi” bu sınırlandırma hallerine örnek olarak verilebilecektir.

Yurtdışındaki uygulamaya baktığımızda ise; Amerikan sistemi ile Kıta Avrupası sistemlerinde farklı yaklaşımlar olduğu görülmektedir. Amerikan Mahkemelerince, bir kullanımın adil olup olmadığına karar verirken,  her bir davanın kendi özel koşulları dikkate alınarak Amerikan Telif Yasası 107. Bölüm altındaki kriterler uyarınca, telif hakkı ihlali olduğu ileri sürülen kullanımın amacı ve karakteri, telife konu eserin yapısı, kullanımın miktarı ve sürekliliği ve kullanımın eserin mevcut ve muhtemel pazardaki değerine etkisini içeren 4 faktörlü bir değerlendirme gerçekleştirilmektedir.

Kıta Avrupa’sı sistemlerinde ise; adil kullanım ilkesi ile birebir aynı içeriğe sahip olmasa da uluslararası metinlerde kendine yer bulmuş olan “3 Aşamalı Test”  metodunun benimsenmiş olduğu görülmektedir.  İlk olarak çoğaltma hakkı bakımından Bern Sözleşmesi madde 9/2’de ele alınan bu yöntem, devamında TRIPS madde 13’te diğer mali hakları da kapsayacak şekilde genişletilmiş ve bugün 2001/29/EC sayılı InfoSoc Direktifi, WIPO ve WPPT gibi pek çok belgede kendine yer bulmuştur. “3 Aşamalı Test”  metodu uyarınca sınırlandırmanın belirli ve özel bir duruma ilişkin olup olmadığı, sınırlandırmanın eserin normal kullanımına engel teşkil edip etmeyeceği, sınırlandırmanın eser sahibinin yasal çıkarlarına makul olmayan düzeyde bir zarar verip vermeyeceği değerlendirilir. TRIPS 13.madde uyarınca bu yöntem hakkın sınırlandırılacağı halin önceden belirlenmiş olmasını şart koşmakla birlikte, bu hallerin neler olacağını belirlemek bakımından üye devletlere serbesti tanımaktadır.

Adil kullanım ilkesinin günümüz dünyasında değişen ihtiyaçlara ve teknolojik gelişmelere cevap vermek bakımından yeterli esnekliği taşırken  “3 Aşamalı Test”  metodunun da eser sahibinin haklarının sınırlanabileceği halleri önceden belirlemek ve ancak mevzuatta sınırlı sayıda belirtilen (numerus clausus) hallerde mümkün kılmak suretiyle daha belirli ve önceden kestirilebilir bir ortam yarattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

FSEK’teki mevcut düzenlemeler dikkate alındığında;  “3 Aşamalı Test”  metoduna yakın bir sistem benimsendiği, eser sahibinin eserden kaynaklı haklarına öncelik verildiği ve adil kullanım ilkesinin özelliklerini yansıtmadığı görülmektedir.

Bu hususta Türk Mahkemelerince verilen kararlarda da FSEK sistemine göre, ya eylemin belirtilen istisna haller kapsamında kalması ya da hak sahibinin ilgili kullanıma açıkça yazılı surette izin vermiş olması aranmakla birlikte; son dönem Yargıtay kararlarının karşı oy görüşlerinde tecavüzün varlığı değerlendirilirken genel ilkelerin yanı sıra Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından verilen kararlara atıf yapılarak, her ne kadar şimdilik kullanımın ticari etkisinin değerlendirmesi yönünde sınırlı kalmış olsa da, kullanımın adil kullanım oluşturup oluşturmayacağının da somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmeye başlanmıştır. (Bkz. Yargıtay 19 CD E.2015/19627, K. 2018/7669; E. 2016/12740 K. 2018/7674 sayılı; E. 2015/32515 K. 2018/7675 sayılı kararları)

Yargıtay kararlarındaki bu yaklaşımın, eser kullanımına somut olayın özellikleri bakımından adil kaldığı düşünülebilecek sınırlar çerçevesinde imkan vererek, mevcut sistemi günümüz dünyasının gerekliliklerine uydurmak bakımından önemli bir adım olduğu söylenebilecektir. Bu halde adil kullanım doktrininin Türk telif hukuku bakımından en azından türevleriyle tartışılmaya başlandığı söylenebilecekken, günümüzün dijitalleşen dünyasının gereklerine uyum sağlamak bakımından faydalı bir araç olabilecek bu doktrinin önümüzdeki yıllarda daha fazla gündeme gelmesi beklenmektedir.

Daha fazla görüş

Paylaş