Avukat, Hakimin Hatalı Yönlendirmesini Takip Etmeli midir?


Hakimler, yargı yetkisini millet adına kullanırken devleti temsil ederler. Bu bakımdan önce devlete, sonra taraflara karşı bağımsız olması beklenen hakimin yalnızca hukuk kurallarıyla bağlı olması ilkedir. Bir düşünür bu doğrultuda, “Hakimler hukukun hem efendisi hem de kölesidir” demiştir. Avukat ise, serbest bir meslek icra etmekle birlikte adalet faaliyeti dağıtımına katıldığından kamu hizmeti de görmektedir. Bu doğrultuda avukat, taraf temsilcisi sıfatıyla müvekkilinin hak ve menfaatlerini korurken yargının bir organı olarak da hukukun uygulanmasına yardımcı olmaktadır. Tüm bu görev ve yükümlülükler ışığında, yakın zamanda alınmış bir istinaf mahkemesi kararı doğrultusunda hakimin hatalı yol göstermesi üzerine avukatın, hakimin hatasını sürdürmesinin kabul edilebilir olup olmadığı tartışılacaktır.

Bu makaleye konu olayda, ilk derece mahkemesi tarafından görülen patent tecavüzü davası kapsamında verilen ihtiyati tedbir kararına karşı, yokluğunda tedbir kararı verilen davalı tarafından tedbir kararının kaldırılması için istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Ancak HMK m. 394 uyarınca, ihtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunmuyorsa, tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edilebilir. Dolayısıyla, söz konusu açık usul hükmü karşısında, ihtiyati tedbir kararı gıyabında verilen davalının, istinaf talebinde bulunmasının usule hatalı olduğu açıktır. Ayrıca yine HMK’nın 341/1. maddesi uyarınca karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilmektedir.

Davalı yan ise, tüm bu açık usul hükümlerine rağmen mahkemeye itiraz etmeyip doğrudan istinafa başvurmasını, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebini kısmen kabul eden ara kararının sonunda, bu karara karşı istinaf yolunun açık olduğunu belirtmiş olmasına dayandırmaktadır. Bunun üzerine tarafımızca istinaf mahkemesine ibraz edilen dilekçe kapsamında istinaf talebinin usulen hatalı olduğu, gıyapta verilen ihtiyati tedbir kararına karşı doğrudan istinaf mahkemesine başvurulamayacağı belirtilmiştir.

Akabinde İstinaf Mahkemesi de verdiği kararla, usulen önce ilk derece mahkemesi nezdinde itiraz edilmesi gerektiğini, bu itiraz üzerine verilecek kararların üzerine istinafa başvurulacağını belirterek istinaf başvurusunu incelemeksizin reddetmiş, istinaf dilekçesini itiraz dilekçesi olarak değerlendirilmek üzere ilk derece mahkemesine göndermiştir. Kanaatimizce bu karar isabetli olmuştur. Zira bu noktada, davanın asil tarafından takip edilmesi ile avukat ile takip edilmesi arasında bir ayrım yapılması gerekli olup, avukatın yargı organına dahil olması ve bu kapsamda hukukun üstünlüğünü temin vazifesi ön plana çıkmaktadır.

Bilindiği üzere, Almanya’dan farklı olarak Türkiye ve İsviçre’de dava açabilmek veya açılmış olan bir davayı takip edebilmek için avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu noktada, bir davayı avukat tutarak takip etmenin fonksiyonu, etkili hukuki korumanın ve adaletin sağlanmasıyla yakından ilgilidir. Bu kapsamda, hakimle aynı hukuki tedrisattan geçmiş bir profesyonel olarak avukat da, hukuk kurallarının doğru uygulanmasında öncü olmalıdır.   Dolayısıyla; avukatın da hakimin de hukukla bağlı olduğu, hukukun uygulanması açısından kamu görevi icra ettikleri unutulmamalıdır.

Dolayısıyla, hakimin hatalı yol göstermesinin asil tarafından takip edilmesi kabul edilebilir olsa da, avukat ile takip edilen davalarda avukat tarafından takip edilmesi kabul edilebilir olmayacaktır. Aksi durumda, hukuk kurallarının üstün olmasının bir önemi kalmayacak, hakimin bir hatası ile yeni bir usul hükmü konulmuşçasına usul kanunundan sapılabilecektir.

Son olarak, kanunda verilen sürelerin ve işaret edilen itiraz/temyiz yollarının kanun koyucu tarafından kararların sürüncemede kalmaması için, bir amaç çerçevesinde belirlenmiş olduğunu belirtmek gerekmektedir. Hukukun üstünlüğünün bilincinde olan hakim veya bu hukuk bilgisine sahip avukat, hakim tarafından yapılan anlık bir hata karşısında dahi öncelikle kanun koyucunun bu iradesine göre hareket etmek durumundadır. Dolayısıyla, somut olayda olduğu gibi tedbir kararı alındıktan sonra, bu hususta ilgili yerlere süresi içinde itiraz edilmediğine güvenerek buna göre ticari aksiyonlar alan ve hamlelerini bu doğrultuda gerçekleştiren lehine tedbir verilen tarafın, hakimin kanuna aykırı hatası ve avukatın bu hatadan faydalanması nedeniyle aylar sonra bir itirazla karşılaşması hakkaniyete aykırı olacaktır. Zira lehinde tedbir kararı verilen tarafın ilgili yerlere süresinde başvurulmadığına dayanarak ticari planlamalarını buna göre yapması, kanuna güven ilkesinin bir gereğidir. Aksini kabul etmek, bu tarafın kanuna ve hakkaniyete aykırı sonuçlara katlanmasına sebebiyet verecektir.

First published by IAM - International Report, in 22.09.2021

Daha fazla görüş

Paylaş