Türkiye’de Renk Markası Tescili


10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı SMK ile getirilen başlıca değişikliklerden bir tanesi geleneksel olmayan markaların ve bilhassa renk markalarının tesciline ilişkindir. SMK öncesinde de uygulamada renk markalarının tescili mümkün olmakla birlikte, başvuru formunda başvurunun renk markası için yapılmış olduğu ve uluslararası alanda tanınan renk kodunun belirtilmesi mümkün değildi. Dolayısı ile renk kodu ancak ayrı bir dilekçe ile sunulabiliyor, başvurusunun/tescilin renk markası için yapılmış olduğu kayıtlarında özel olarak belirtilmiyor, bu markalar kayıtlarda “şekil markaları” olarak nitelendiriliyordu. Bu durum uygulamada karışıklıklara yol açmakta ve markanın renk markası olduğu ancak ihtilafa düşülmesi durumunda başvuru sahibi tarafından iddia edilebilmekteydi.

SMK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte, geleneksel olmayan markalar ve aynı zamanda renk markalarına ilişkin uygulamalar değişmiş ve Pantone kodu belirtilerek başvurunun renk markası için yapıldığının başvuru formunda belirtilmesi mümkün hale gelmiştir.

Buna göre, bu tür başvurularda başvurunun renk markası için yapıldığı ve Pantone kodu (kodları) formda açıkça belirtilmeli ve tescil edilmek istenen renk marka örneği için ayrılmış olan alanda gösterilmelidir. Marka örneği için ayrılan alanın hiçbir şekilde beyaz boşluklar bırakılmadan tam olarak doldurulması ve çerçevelenmemiş olması gerekmektedir.

Renk markalarının ayırtediciliğine ilişkin yapılan değerlendirmenin “Tek renkten oluşan markalar” için farklı, “Renk kombinasyonundan oluşan markalar” için farklı şekilde yapılması gerekir.

Birden fazla rengin bileşiminden oluşan markalar ile kıyaslandığında tek renkten oluşan markaların ayırt ediciliğinin daha düşük olduğu kabul edilmektedir. Bu bakımdan, Kurum’un önceki uygulamaları ile benzer şekilde, çoğunlukla bu tür markaların kullanım yolu ile ayırt edicilik kazanmış olduğunun yeterli delille ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte, geleneksel markalara ilişkin olarak kabul edilene benzer bir yaklaşımla; sektörde yaygın olarak kullanıldıkları durumlarda veya markanın kullanıldığı mallar/hizmetler bakımından tanımlayıcı oldukları durumlarda (Örneğin limon aromalı ürünleri çağrıştıran “sarı” renk veya nane aromaları ürünleri çağrıştıran “yeşil” renk), renklerin sıklıkla belirtilen mallar/hizmetler bakımından tanımlayıcı oldukları kabul edilmektedir.

Ayrıca, Marka İnceleme Kılavuzu’nda belirtildiği üzere; “renkler üzerinde geniş bir tekel hakkı verilmesi dengeli bir rekabet sistemi ile bağdaşmayacaktır. Çünkü bu durum, tek bir işletme için haksız bir rekabet üstünlüğü yaratma etkisine sahiptir. Bu nedenle rengin tescile konu edilen mal/hizmetlerle aynı türde mal/hizmetler için diğer işletmeler tarafından kullanımının haksız yere kısıtlanmaması açısından kamu yararı gözetilmelidir.”

Belirtilenler doğrultusunda, Türkiye’de Kurum nezdinde tek bir renk için başvuruda bulunmak mümkün olsa da, önceki uygulamaya benzer şekilde bu tür başvurular genellikle TÜRKPATENT tarafından re’sen reddedilmekte ve ayırtedicilik kazandıkları yeterli kanıtla ispat edilmediği sürece, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi nezdinde yapılan itiraz sonucunda başarılı olunması da zor olmaktadır.

Renk bileşiminden oluşan markalara ilişkin olarak ise; bu tür markaların ayırt edici olup olmadıkları belirlenirken; Renk bileşiminin ilgili mal ya da hizmetler için ilgili sektörde yaygın kullanımının bulunup bulunmadığı; ilgili mal ya da hizmetler için işlevsel bir niteliğinin bulunup bulunmadığı; renklerin sadece dekoratif birer unsur olarak algılanıp algılanmadığı ürünün kaynağını gösterme niteliği açısından ilgili tüketici kitlesi üzerinde ilk bakışta bıraktığı etki ve izlenim.[1] göz önünde bulundurulmaktadır.

Yukarıda sayılanlara ek olarak; zorunlu olmamakla birlikte, başvuru sahiplerine renk bileşimini oluşturan renklerin yerleşimi ve dağılım oranını da belirtmeleri tavsiye edilmektedir. Açıklamalar gösterimle uyuşmalı ve koruma kapsamı yalnızca gösterim yoluyla belirlendiği için koruma kapsamını aşmamalıdır.

Renk markalarına ilişkin olarak getirilen ve tescil edilebilirlik şartlarının daha net bir şekilde belirlenmiş olduğu yukarıdaki değişikliklerle birlikte işletmelerin, markalarının ürün ve hizmetlerinin görsel ayırt ediciliğini ve akılda kalıcılığını güçlendirmek amacıyla kullanmakta oldukları renkler için yeni başvurular yaptığı ve buna bağlı olarak SMK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte Kurum nezdinde renk markaları için yapılan başvuruların sayısının arttığı gözlemlenmektedir.

[1] Marka İnceleme Kılavuzu, 2019, sayfa 72

Daha fazla görüş

Paylaş